Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

ANASAYFA





Alevi inanç yolunda, hizmet sayfalarımız...
YouTube, ilim kanalımız: https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62 
Facebook, Seyyid Seyfeddin Ocağı-Dergah grubumuz:
https://www.facebook.com/groups/244039227002241/  Fcebook, Seyyid Seyfeddin Ocağı-ilim sayfamız; https://www.facebook.com/Seyyid-Seyfeddin-Oca%C4%9F%C4%B1-sayfas%C4%B1-194839911064876/  
WEB sayfamız, Alevilikte Inanç;
https://www.alevilikte-inanc.de/
 
Facebook özel sayfamız;
https://www.facebook.com/seyyidhakkiii

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,

=Seyyid Hakkı=

******************************************
Videoları izlemek için,
Linklerin üstüne tıklayın lütfen...


YouTube, Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı kanalımız…

https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62
 


*
Alevi inancında ikrar, ikrarın önemi ve evlilik durumu…
VİDEO LİNKİ:
https://www.youtube.com/watch?v=7_R5kmGnnkI

*
De Pirim Pirim-Seyyid Hakkı, Video LİNKİ…
https://www.youtube.com/watch?v=uQBO6Ixntig

********************************************







Ikrar, nedir ve nasıl verilir?
a) Ikrar, nedir?
b) Ikrar, kime verilir?
c) Ikrar, nasıl verilir?
d) Ikrar, niçin verilir ve
e) Ikrarın amacı, nedir? 

a) Ikrar, nedir?
Ikrar vermeden önce kişi, Dört Kapıdan ilki olan Şeriat kapısında kendisini arayıp bulması gerekir; Ben kimim, ne istiyorum, amacım veya gayem nedir, vs. Bu konularda netleştikten sonra ikinci kapı, ikrar kapısına varmalıdır.  

Ikrar yol din önderine verilmiş söz, bağlılıktır. Alevi inancında, dini önder, Mürşid ve Pir’dir. Alevi toplumunda Mürşid, Pir ve Rehber üçlüsü Seyyidlik Kurumunu oluşturur ve Seyyid olarak hitap edilirler. 

Yola girmek isteyen bir kişi önce ikrar kapısına yani bir pire varması gerekir. Pire halini, arzusunu şaffaf bir dille anlatır ve Pir de kendisine yolun gereklerini, esaslarını anlatarak aydınlatır. Pir, kesin bir dille Talip adayına bir uyarıda bulunur; “Gelme gelme dönme dönme, gelenin malı dönenin canı” diyerek yolun önemini ortaya koymuş olacakdır. Talip, Allah eyvallah deyip kendini pire teslim etmiş olacakdır. 

b) Ikrar, kime verilir?
Ikrar, Kalu Bela ikrarıdır.
 

Alevilikte, verilen ikrar; Allah’ın birliğine, Hz.Muhammed Mustafa’nın peygamberliğine, Şahı Merdan Ali’nin Veliahtlığına itaat etmek, Ehli Beyt’e muhabbet duymak, Mürşid, Pir, Rehber buyruğuna riayet etmek ve sonrasında Dünyada ki tüm varlıklara karşı kendi sorumluluklarını yerine getirmek için verilir. 

c) Ikrar, nasıl verilir?
Muhammed Ali yolu, ikrar yoludur. Ikrar verilmeden, Alevi olunmaz.

Alevilikte, Ikrar verme erkanı...
Alevi toplumu, kendi ahlak kuralları içerisinde yaşar ve bu kurallara, aykırı davrananlar yine kendi içinde yaratmıș oldukları Otokontrol yargı mekanizması doğrultusunda yargılanırlar. Dolayısıyla Alevi din önderleri, Imam Cafer-i Sadık Buyruğu’nu kendilerine rehber alır ve bu yargılamalar, Buyruğa göre uygulanır.
 

Bu yaptırımların amacı, sadece ceza vermek değildir; Yapılan yanlıștan caydırmak ve tekrardan topluma kazandırmaktır. Yargılama süreci ise, cem erkanında ve katılan Cem Erenlerinin huzurunda yerine getirilmektedir.

Geçmiște Aleviler, kendi aralarında çıkan anlașmamazlıklar için Devlet mahkemelerine veya kurumlarına başvurmazlardı. Maalesef günümüzde bu durum, bazı sebep ve nedenlerden dolayı Alevilerin bir kısmı, Devlet kapılarına gitmekteler ve kendi sorunlarına, bu kurumlarda çözüm aramaktadırlar.  

Alevi inancında ikrar vermeyen bir kişi, Alevi değildir. Çünkü ikrar, Alevi inancının temelidir. Ikrar, sözlük anlamı; Söz vermek, yemin etmek, biat etmek anlamlarına gelmektedir. 

Alevilikte, verilen ikrar; Allah'ın birliğine, Hz.Muhammed‘in peygamberliğine, Şahı Merdan Ali‘nin Veliahtlığına itaat etmek, Ehli Beyt‘e muhabbet duymak, Mürşid, Pir ve Rehber buyruğuna riayet etme sözüdür. Verilen ikrar, bilerek ve gönülden olmalıdır. 

Ikrar erkanı, Adem peygamber öncesine dayanır. Allah ruhları yaratırken, Ruhlar Allah’ın varlığını ve birliğini tasdik ederek ikrar vermişlerdir. O’nun illahi kuvvetine inanıp bağlılıklarını dile getirmişlerdir. Ilk ikrar, Allah ile melek Cebrail arasında olmuştur.  

Allah melek Cebraili yaratırken kendisine sorar “sen kimsin ben kimim?” ve melek Cebrail, “sen yaradansın ben ise yaradılan” demiştir. Işte ikrar vermenin temeli de, burda atılmıştır. Allah, aynı soruyu Şeytan’a da sormuş fakat Șeytan, ikrar vermememiştir yani Allah’a teslim olmamıştır.  

Alevi inancında, ikrar vermedeki amaç; Kal-u Bela-Bezmi Elest‘e verilen ikrarı hatırlamak, tazelemek ve  insanlığın ilk ikrarına göndermedir. Dolayısıyla yola girmek isetyen yani talip olan kişinin bilerek ve gönülden inanıp, cem erkanında Pir ve Cem Erenleri huzurunda söz verip, yolun kurallarını, ilkelerini yerine getirmekle mükelleftir. Buradaki amaç iyi insan, faydalı insan, uyumlu insan olmaktır.    

Ikrar verip yola girmek isteyen kişi, uzun bir süre Pir’in gözetiminden geçer.
Pir huzurunda ikrar vermeden önce, başta eşi ile ve daha sonra diğer aile fertleriyle gönülbirliğine gidilmeli ve rızalıkları alınmalıdır. Bu gönülbirliğinden sonra Hakk meydanında, Pir ve Cem Erenleri huzurunda ikrar verilir. 

Ikrar sözü, şöyledir: 
Bismişah, Allah Allah!
Allah bir, ya Muhammed, ya Ali, ya On Iki Imamlar; Insan-i Kamil yoluna talibim, elime dilime belime sahibim. Rıza şehrine girmektir dileğim. Hakk meydanında, canlar şahidim olsun. Allah eyvallah nefes pirdedir“ diyerek ikrarını beyan etmiş olur. İkrar, beyan edildikten sonra bu zat yol evladıdır, yol talibidir. Talip, hakikati talep eden ve Hakk’a ulaşmayı hedefleyendir.
 

Alevilikte, Ikrar vermek, özel ve ayrıntılı bir törenle gerçekleşir. Ikrar vermek, tevbe ile bașlar.  

Aleviler için Ikrar vermek, olağanüstü kutsal bir dini erkandır. Bu kutsallık Cemevinde, Hakk meydanında, Pir huzurunda, Cem Erenlerinin șahitliğinde gerçekleșir. Cem erkanı bașlamadan önce, yola girecek can için orada bulunan Cem Erenlerinden rızalık alınır.
Yola ikrar veren can, Rehber eșliğinde Hakk meydanına getirilir ve Pir huzurunda dara durușunu alır.
 

Rehber, Huu Pirim; Șeriattan Tarikata, Tarikattan Marifete, Marifetten Sırrı Hakikate serini yola kurban etmeye hazır can getirdim; Muhammed Ali ve On Iki Imam yoluna katılmaya rızalığın var mıdır? 

Pir, hazır bulunan Cem Erenlerine; „Canlar! Bu canımız Hakk divanına, Pir huzuruna gelmiș ve Muhammed Ali yoluna girmeye iman etmiștir. Tarikat erkanına, buyruğuna uymaya ve bütün yükümlülükleri yerine getirmeye hazır olan bu canı, yol kardeșliğine kabul edip vereceği ikrara șahitlik etmeye hazır mısınız? Bu çağrı ile birlikte Pir, Cem Erenlerinin düșünce ve yargısına baș vurmaktır. Eğer Cem erenlerinin, itirazları yoksa gönül birliği içinde; „Yolumuza, erkanımıza uyarak halimize haldaș ve yolumuza yoldaș olurlarsa Allah eyvallah, yol kardeșimizdir“ derler.      

Pir, Cem Erenlerinin rızalığını aldıktan sonra ikrar vermeye hazır bulunan cana; Alevi yolunun kurallarını, sorumluluklarını, zorluklarını, yapma ve yapmaması gerekenleri kendisine anlatır. Diğer bir deyimle Muhammed Ali yolunun hak, hukuk ve sorumlulukların hatırlatılmasıdır. 

Pir, ikrar veren cana hitaben geldiğin Hakk ile rıza kapısı ve durduğun Masur darı; Eyvallah kapısında Mürșid’in öğütüne sadık kal, gıybet eyleme, yıktığın varsa kaldır, döktüğün varsa doldur, ağlattığın varsa güldür, doğru gez doğru söyle, gönül incitme, yalan söyleme, gözünle görmediğini söyleme, kul hakkını yeme, emanete ihanet etme, piri pirden eri erden ayırma.   

Gelme gelme dönme dönme, gelenin malı dönenin canı gider. Riya ile ibadet, șirk ile taat olmaz. Sölediğin meydanın, sakladığın senindir. Eline diline beline sahip ol, seni senden aldık sana verdik. 

Ey can! Bilmiș olasın ki Hakk yolunda, Erenlerin ceminde; Senlik benlik, ayrılık gayrılık, yoktur. Ikrar verdiğini yol kıldan ince, kılıçtan keskindir. Insanoğlu kusursuz olmaz, kusurlarını Cenab-ı Hakk bağıșlaya. Dilinizle verdiğiniz kalbinizle tasdik ettiğiniz ikrardan dönüp Șeytana uymayın. 

Bu yol zor, çetin ve bedel verme yoludur; Ateșten gömlektir giyilmez, demirden leblebidir yiyilmez. Geldin ve gördün. Gelme gelme, dönme dönme;
Pir; Verdiğin ikrardan dönersen, boynuna kement olsun mu?
Talip, Allah eyvallah.

Pir; Ikrarından dönmiyeceğine dağlar, tașlar, ağaçlar șahit olsun mu?
Talip, Allah eyvallah.
Pir; Ay ile Gün șahit olsun mu?
Talip, Allah eyvallah.
Pir; Gece ile gündüz șahit olsun mu?
Talip, Allah eyvallah.
Pir; Cem Erenleri șahit olsun mu?
Talip, Allah eyvallah. 

Gelme gelme dönme dönme, gelenin malı dönenin canı gider.
Ateșten gömlek giyebilirsen, demirden leblebi yiyebilirsen gel beri. 

Iki suçtan geri dur ki yol düșkünü olmayasın; Birincisi, ikrarından dönmek ve ikincisi ise, cana kıymaktır. 

Zahirde ikrar veren, nefsen ölür fakat batında ise, yeniden doğmaktır. Ikrar; Insanı erdemliğe, olgunluğa, kamilliğe erdirir. Ikrarında durana, yolunu sürene așk olsun. 

Pir öğüt nasihat ettikten sonra, ikrar duasını okuyarak ve erkanını bitirir: 
Bismişah, Allah Allah!
Allah’a, Hz.Muhammed Mustafa’ya, Ali’yyel Murteza’ya, Hatice-tül Kübra, Fatma-tüz Zöhre, Hasan-ül Mücteba, Hüseyin’i deşta Kerbela hakkı için ikrarlar daim ola, muradlar hasıl ola, Hakk Muhammed Ali yardımcınız, gözcünüz, bekçiniz ola. Canab-ı Hakk verdiğin ikrardan döndürmeye, mahşerde utandırmaya, ahirette ateşe yandırmaya.
Gerçeğin demine huu. 

d) Ikrar, niçin verilir?
Iyi ve uyumlu insan olabilmek için, hatayı azaltmak; Benlikten siyrilip biz anlayışına sahip olmak; Yardımlaşma, bölüşme ve paylaşma geleneğini pekiştirmek; Sahiplenme ve dayanışma ruhunu güçlendirmek ve insanların, huzur içinde yaşamalarını sağlamaktır.    

Dolayısıyla ikrarbend olan kişi, eline diline beline sahip çıkacağına; Işine, eşine, aşına sadık kalacağına; Insanlık alemine karşı saygılı, hoşgörülü davranacağına; Hayatını, doğruluk ve dürüstlük ilkesi üzerine yapılandırması gerekmektedir. 

e) Ikrarın amacı, nedir?
Verilen ikrarın amacı; Kal-u Bela’dan beri verilen ikrarı hatırlatmaktır, tazelemek ve  insanlığın ilk ikrarına göndermedir. Dolayısıyla yola talip olan kişinin bilerek ve gönülden inanıp, cem ibadetinde toplum ve Pir huzurunda söz verip, yolun kurallarını, ilkelerini yerine getirmekle mükelleftir. Aynı zamanda faydalı ve uyumlu insan olmakdır.    

Aynı zamanda;
* Hatayı azaltma, özgürce bireye öz güven kazandırmak.
* Insanı vasıflı kılmak, eğitimle geliştirmek.
* Bireyin özgür gelişimi ve toplumsal dayanışmasını savunmak.
* İnsanların dayanışmasının, gelişmesinin, bireyselliği aşmanın aynı zamanda inancının gereği olduğunu bilinmesidir.
* Çıkarsız, riyasız, ödünsüz, hiç bir fark gözetilmeden yerine getirilmesi, anlayış ve inancında odaklaşır.
* Yaşamı doğru ve güzel kılma, sevgi ve dostluk zenginliğini geliştirmek.
 

Kişinin bu ilkeler sonucu bireysellikten kurtarıp toplumsal kılmak.. Dolayısıyla Insan alemine, topluma, evrendeki tüm değerlere karşı kendini sorumlu his edip sorumluluğunu yerine getirmesidir. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Imamet-Imamlık makamı...
Hz.Muhammed Mustafa’dan sonra Allah’ın yeryüzündeki temsilcileri; Her türlü kötülüklerden arındırılıp üstün nitelik, tanrısal sıfatlarla yükümlenmiş din önderlerine verilen sıfattır. Aleviliğin temelini, imamet inancı oluşturur. Şahı Merdan Ali ile başlayan ve Muhammed Mehdi ile tamamlanan imamların sayısı on ikidir. 

Ne üzücüdür ki günümüzde Imam Makamı ile dünyevi mevkiler, karıştırılmış ve dahası birilerinin imamı seçebileceğini veya görevden alabileceğini sanmaktalar. Bu yanlış algılama sonucu bu kişilere itaat, Hz.Muhammed’e itaat gibi değerlendirilmiştir ki bu yanlıştır ve büyük bir yanılgıdır. Çünkü Imamet; Nübüvvet ve Velayet makamı devamı olduğu için Hz.Muhammed Mustafa gibi onlarda, her türlü kötülüklerden arınmış ve masumdurlar. 

Oysaki Imamet makamı, Mübivvet ve Velayet makamı’nın devamıdır; Ancak Hz.Muhammed Mustafa’nın soyundan gelenler, bu görevi yerine getirmekle mükelleftirler. Her türlü dünyevi çıkar gibi nefasani menfaatlerle donanmış kişiler Imam olamaz ve değildirler. 

Imamet makamı, Velayet makamı gibi ilahi bir makamdır. Allah tarafından masum, temiz ve her türlü kötülüklerden arındırılıp üstün nitelik, tanrısal sıfatlarla yükümlenmişlerdir. Velayet'te gerekli ve mevcut yükümlülükler imamet makamı için de geçerlidir. Alevi inancında imamlar seçilmez, Allah tarafından temiz ve masum kılınmış Muhammed Ali soyundan gelenler temsil eder. 

Özetlersek;
* Şahı Merdan Ali soyundan gelen, on bir kişiden her birine verilen sıfattır. 
* Alevi inancının temelini, imamet inancı oluşturur. 
* Şahı Merdan Ali ile başlayıp, Imam Mehdi’yle tamamlanan bu imamların sayısı on iki’dir. Imamların varlığında dile gelen, biçimlenen inanç yolun özünü oluşturur. 
* Imam üstün nitelikleri taşıyan, Tanrı’nın kerametleriyle mükafatlandırımış ulu zatlardır. 

Dolayısıyla insan üstü sayılan, yetenek ve yetkileri vardır. Görevi yanlızca toplumu yönetmek değildir, insanlarla Tanrı arasında manevi bağlantı kurmaktır. Yani yol gösterendir, eğitendir ve arındırandır.

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Alevi inancı, kainatın kendisidir…
Alevi inancı, kainatın kendisidir ve içindeki mevcudat ise, onun tamamıdır... 

Evren, kendi çatısı altında yaşıyan mevcudatın birlik içinde yaşamasını mümkün kılan ve o mevcudatı koruyan, kollayan bir çatıdır. Fakat mevcudat, eşittir çatı anlamına gelmez. Çünkü çatının varlığını anlamlandırandır. 

Islam açısında bakıldığı zaman batıni olarak Muhammed Ali yolu dolayısıyla Alevilik, bir çatı konumundadır ve çatısı altında yaşıyan diğer ekol, mezhep, tarikat, siyaset, ideoloji, diğer inançları bir bütün olarak hoşgörü felsefesi gereği yaşamalarına tahamül eden, o imkanı sağlayan bir ana çatı konumundadır. 

Duruma baktığımız da bu saydıklarımızın tümü, aleviliğin çatısı altında yaşamaktalar ancak Alevilik, bunların çatısı altında yaşamamaktadır. 

Diğer bir deyimle Alevilik, bir ummandır. Dere, ırmak, çay, nehir, deniz, okyanus vs. bunların tümü ummana sığar ancak umman, bunlardan hiç birine sığmaz. 

Muhammed Ali yolu, yani Alevi inancı batıni manada ele alınmadığı zaman o inancı anlamak, ona göre yaşamak mümkün değildir. Çünkü mana itibariyle, yaşamın manasına varmak mümkün değildir. 

Alevi inancı, diğer ekollere, mezheplere, tarikatlara hatta inançlara aynı açıdan veya aynı pençereden bakıldığı zaman Alevi inancının onlardan hiç bir farkı olmadığı görülecektir. Oysaki Alevi inancı, batın inancına ve mezhepler, tarikatlar, ekoller ise, zahir inancına dayanmaktadır. 

Dolayısıyla Alevi inancına, batın pençeresinden bakılmalıdır ki onun manasına varılabilinsin. Bu gerçeği dile getiriken diğer inançları, tarikatları, mezhepleri inkar etme anlamına gelmez. Yanılgıların ortadan kaldırılması için, aradaki farkı görüp manaya varmaktır. 

Örneklersek...
Kısa ve özet olarak Alevi inancında Delil, Çerağ inancı... 
Zahiri alemde uyandırılan, yakılan çerağlar, deliller, mumlar, meşaleler, çılalar, vs. hepisi semboldürler

Batıni anlamda çerağdaki, delildeki asıl mana, karanlığı aydınlatan nurdur. En büyük karanlık ise, cehalet karanlığıdır ve bu büyük karanlığı aydınlatacak olan ışık, ilim ışığıdır. 

Hz.Muhammed Mustafa nuru, ahlaki nurdur.
Şahı Merdan Ali’nin nuru, ilim nurudur.
Muhammed Mustafa ve Şahı Merdan Ali nurları bir olunca, kainatı aydınlatan ol Cenab-ı Hakk’ın nurudur. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Çünkü biz, Seyyid-i Saadet Evlad-ı Resul’üz...
Tevhit inancının temelinde Arapça Resul, Nebi ve Farsça Peygaber olan terimlerin anlamı;  Allah’ın kelamını(ilmini) bildirmek ve doğru ile yanlışı açıklamak üzere insanları, doğru yola yönlendiren ulu zatların sıfatıdır. 

Resul; Ilahi kitap ile görevlendirilmiş peygamberlere “Resul” denir.
Ilahi Kitapt; Insanların, maneviyeti ile ilgili Allah’ın ilim ve irfan(edep erkan) kurallarını içeren anayasa kitabıdır.  

Yolumuz, Muhammed Ali yoludur;
Muhammed Ali yolu, insanlık yoludur.
Dinimiz sevgi, kabemiz Kamil-i Insan,
Mürşidimiz ilim, davamız insanlık davasıdır,
Hizmetimiz cennet için değil, Hakk ile Halk içindir.
Gayemiz Dünyanın, ilim ve bilim ışığıyla aydınlanmasıdır. 

Gayemiz, insanlık alemi için; Senlik, benlik, ırk,
Mezhep zihniyetinten kurtulup insanlığa hizmet etmektir.
Çünkü biz, Seyyid-i Saadet Evlad-ı Resul’üz... 

Kin, cebir, nefret, hele şu kibirlik bizim neyimize;
Amacımız, Pir-u Pak olup insanlık vasfında yerimizi almaktır.
Çünkü biz, Seyyid-i Saadet Evlad-ı Resul’üz... 

Hakk’a şükürler olsun! Yolun kenarında, duranlardan değiliz;
Özünü, Hakk ile hakikat meydanında görenlerdeniz.
Çünkü biz, Seyyid-i Saadet Evlad-ı Resul’üz... 

Yıkan, bölen, tarumar eden rüzgarın yelkenleri değiliz;
El ele el Hakk’a, deyip gönülleri birleyen yolun evlatlarıyız.
Çünkü biz, Seyyid-i Saadet Evlad-ı Resul’üz... 

Evrensel düşünen, ilim ile bilim ışığında yürüyen,
Insanı insandan ayırmayan ve insan birliğine, zor diyenlerden değiliz.
Çünkü biz, Seyyid-i Saadet Evlad-ı Resul’üz... 

Insanlık adına, tüm güzelliklerin yaşaması için ikrar veren ve
Sonrasında; Çıkar, menfaat uğruna ikrarından dönenlere yazıklar olsun.
Kal-u Bela’da verilen ikrara bağlı yolunu, yordamını sürenlerdeniz.
Çünkü biz, Seyyid-i Saadet Evlad-ı Resul’üz... 

Seyyid Hakkı yolum, insanlık yoludur ve emelim insnlığa hizmettir.
Eline diline beline sahip, ölmedden evvel ölenlerin demine Hu diyenlerdeniz.
Çünkü biz, Seyyid-i Saadet Evlad-ı Resul’üz... 

Muhammed Ali yolu; Manen tüm kötülüklerden arınma, ak ile pak olma yoludur. Dolayısıyla Evlad-ı Resul makamı, manevi anlamda en kutsal makamdır. Bu makamın görevi; Ikiliği birlemek, gönüllere sevgi tohumunu ekmek, toplumda birlik ile beraberliği sağlamak, yol evlatlarını yolun öğretisiyle aydınlatmak, vs. Sonuç itibariyle bir bütün olarak insanların, ilim ışığı olmalarını sağlamaktır.          

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Irşad, kelime anlamı...
Irşad; Eğitmek, aydınlatmak, doğruyu göstermek anlamındadır. Hakk ve hakikatı arayan kimselere; Doğru yolu gösteren, doğru yola yönlendiren kişi, Mürşid’dir. Mürşid; Eğiten, aydınlatan, doğruyu gösteren ve manevi anlamda toplumun her türlü halinden genel sorumlu, her soruna çözüm bulan ve çözen inanç önderidir.   

Mürşide, varmadaki mana; Erdemli insan, olmaya adayım demektir. Erdemli insan olmak; Önce nefsi beklentilerden uzak insani değerlere, sahip çıkmak demektir. Insani değerlere sahip çıkmak isteyen bir kiş; Eline diline beline, sahip olması gerekir. 

Dolayısıyla yola talip olan kişi; Doğru yolu bulmak, o yolda yürümek için talep edendir. Ve Mürşid ise, yola talip olan kişiye nasip verendir. Söz konusu nasip; Manevi anlamda yolun ilim irfanı, edep erkanı, kayde ve kurallarıdır. Işte mürşid yolun manevi kural ve kaydelerinden haber veren, aydınlatan, ikrar hizmetini yerine getirmekle mükelef olan yetkili kişidir. 

Bir Mürşid; Talibini irşad ve doğru yola götürebilmesi için, yolun ilim irfanından haberdar olamsı gerekir. Önce kendisi her haliyle taliplere örnek olmalı ve kalbinde yerini yapması gerekir. Bunu gerçekleştiren bir pir, kendi taliplerini irşad etmede zorluklar çekemez ve talibi yanlışa yönlendirmediği gibi saptırması da mümkün değildir. Bu ilme ermemiş bir Mürşid duyduklarıyla yetinmesi halinde hem yolu, hem de talibi saptırır ve sapkınlığa götürür.  

Şu fena mülküne çok geldim gittim,
Yağmur olup yağdım ot olup bittim,
Urum diyarını ben irşad ettim,
Horasandan gelen Hünkar Bektaş idim ben. 
Hamdullah Çelebi  

Imam Cafer-i Sadık buyruğuna göre: Bir Mürşid’in talibi irşad etmesi ve doğru yola iletebilmesi için; Çeşitli eğitim aşamalarından geçerek bilgi ve tecrübesini artırarak mürşidlik postuna oturabilir. Ve cem cemaat yaparak talipleri, irşad etme hakkına sahiptir.  

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Ilmi Ledün-Allah’ın ilahi sırları...
Ilmi Ledün, Allah’a masus bir ilim ve sırlardır. Bu ilim, sıradan insanlar açısından akla ve mantığa zıt veya ters gelebilir çünkü okumakla öğrenilecek bir ilim değildir.  

Allah’ın isteği üzerine kalplere ihsan edilen, ilahi sırlarıdır. Bu sırra, ancak kalp gözü açık olan Kamil-i Insan’lar vasıf olabilir.  

Örneklersek; Hz.Muhammed Mustafa’ya ilk vahiy’nin nail olması...
Hz.Muhammed Mustafa, her zamanki gibi, ibadet için Hira mağarasına çekilmiştir. Ansızın nidadan bir ses kendisini çağırıyor ve şaşkınlık içinde etrafına bakınmış fakat kimseyi görememiştir. Nidadan gelen bu ses ile beraber, etrafı bir nur kaplamıştır. Hz.Muhammed Mustafa, bu durum karşısında kendinden geçmiştir. Daha sonra kendine gelen Hz.Muhammed Mustafa, karşısında Melek Cebrail’i görmüştür. 

Melek Cebrail; “Oku” der.
Hz.Muhammed Mustafa; “Ben okuma bilmem” diye cevap verir.
Melek Cebrail, Hz.Muhammed Mustafay’ı kolları arasına alarak hayli bir zahmete sokar ve Hz.Muhammed Mustaf’a, kan ter içinde kalmıştır.
Melek Cebrail; “Oku” diye emrini tekrarlar.
Hz.Muhammed Mustafa; “Ben okuma bilmem” diye cevabını tekrarlar.
Melek Cebrail; “Oku” emrinin üçüncü defa tekrarlayınca Hz.Muhammed Mustafa; Alak Suresinin ilk beş ayetini okumaya başlamıştır. 

Alak Suresi, 1-5 Ayetler; “Yaradan Allah’ın adıyla oku. O, insanı “alak”tan (embriyodan) yarattı. Oku, kalemle (yazmayı) öğreteni insana bilmediğini belleten  Rabb’in sonsuz kerem sahibidir.”  

Daha sonra Hz.Muhammed Mustafa, bu ayetleri tekrarlayarak ve olan bitenlerden sonra bir telaş içinde mağaradan ayırılıp eve giderken nidadan; “Ey Muhammed! Sen Allah’ın elçisisin, ben de Cebrail’im “ diye bir ses duyunca, göğe bakındığında Melek Cebrail’i görür. 

Görüldüğü gibi Melek Cebrail tarafından, Hz.Muhammed Mustafa’nın kalbine nakledilen; Allah’ın derin ilmi(ilmi Ledün)”dir, sırlarıdır, hikmetleridir. Özünde ister zahir, ister batın, ister diğer ilimler olsun bütün ilimler; Allah’ın derin ilmi, manevi sırları ve hikmetleridir. Dolayısıyla Zahir ile batın ilmi, birbirini tamamlayan ve ayrılmaz bir bütündürler.  

Bu nokaya ulaşılmış olan ulu evliya, Şahı merdan Ali’dir. Hem zahiri ve hemde batıni ilme ulaşıp Allah ile beraber olmuş, binbir donda gidip gelen Keremullah’tır. Bu hakikatle ilgili Hz.Muhammed Mustafa; „Ya Ali! Doğumuna şahit olmasaydım, hikmetinin sırrına akıl erdiremezdim“ demiştir. 

Yedi derya sohbetini bahri umman anlamaz,
Ilmi Ledün manasıdır, ahmak olan anlamaz.
Küntü Kenz’den ders okursun, cahil ondan ne anlar,
Gözü kör, kulağı sağır bibaserler anlamaz.
Virani 

Allah’ın elçileri olan peygamberler, zahir ile batın ilmine erişmiş ve insanlara, zahiri ilimleri tebliğ etmekle görevlendirilmişlerdir. Çünkü insanların zahiri ilmi akıl ve mantıkla kavraması, bunu pratiğe geçirilmesi daha uygundur. Işte islamın manevi ahlak anayasası olan Kua’an-da, zahire hükmeder. 

Alevi inancında insanın, ham ervahlıktan erdemliğe ulaşmanın yolları; Dört Kapı Kırk Makamdır. Her kapı bir aşamadır. Her aşama ise, Allah’a daha da yakınlaştırır ve Sırr-i Hakikat kapısında ledün ilmine ulaştırarak, Allah ile beraber olmayı sağlar. 

Muhammed Ali yolunu, yol edimiş; Sırlara açılmış Şahı Merdan Ali’nin “Ilim Kapısı” her okuyana nasip olsun.   

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Resul, Nebi ve Peygamberlik, amlamları...
Tevhit inancının temelinde Arapça Resul, Nebi ve Farsça Peygaber olan terimlerin anlamı;  Allah’ın kelamını(ilmini) bildirmek ve doğru ile yanlışı açıklamak üzere insanları doğru yola yönlendiren ulu zatların sıfatıdır. 

Resul; Ilahi kitap ile görevlendirilmiş peygamberlere “Resul” denir. Ilahi Kitapt; Insanların maneviyeti ile ilgili Allah’ın ilim ve irfan(edep erkan) kurallarını içeren Anayasa kitabıdır.  

Nebi ise; Ilahi Kitabı olmayan ve sadece bir önceki peygamberin getirdiği manevi kuralları tebliğ eden ve uygulamasını gözetleyendir.

Rivayete göre Allah, doğruluk üzerine 124 bin peygamber görevlendirmiştir. Bu peygamberlerden dördü Resul’dürler yani “Kutsal-Ilahi kitab” ile görevlendirmişlerdir ve bu dört peygaberin dördü de hakdır.  

Dört Resul peygamber ve ilahi kitapları;
1- Hz.Musa - Tevrat
2- Hz.Davud- Zebur
3- Hz.Isa – Incil ve
4- Hz.Muhammed – Kur’an-dır. 

Peygamberlerin insan olmanın da ötesinde ve insanlardan faklı kılan, Allah tarafından kendilerine bağışlanan bir takım sıfatlardır; 

1- Doğru ve sadık olmaları; Dinde ve diğer meselelerde doğru sözlü ve dürüst ulu zatlardır. Haşa asla yalan söylemezler.

2- Büyük ve küçük günahlardan uzakdırlar; Her türlü gizli, açık günahlardan ve bu günahlara sebebiyet verecek hareketlerden uzakdırlar.

3- Güvenilir olmak; Peygamberler güvenilir kimselerdir, asla kendilerine verilen emanete ihanetlik yapmazlar. Ihanet sıfatı ise peygamberlerden uzak ve düşünülemez.

4- Üstün olmaları; Batın ve zahir ilmine haizdirler, sahipdirler. Ve yüksek zeka sahibidirler.

5- Bildirici ve uygulayıcıdır; Allah’ın ilahi kelamını, hükümlerini hiçbir değişiklik olmadan, ekleme ve çıkarma yapmadan olduğu gibi ümmetine ileten ve uygulayandır.

6- Adaletli olmaları; Ümmetüne zulüm ve haksızlık yapmazlar, hatır için, fidye için  adaletden uzaklaşmazlar.

7- Peygamberliğin son halkası; Allah’ın insan alemine ilahi emirleri bildiren, doğru yolu gösteren dünyadaki son elçisidir, halkasıdır.  

Hz.Muhammed bütün peygamberlerin aynası olduğu gibi, diğer ilahi kitaplar Kur’an-ı Kerim’le tamamlanıp, noktalanmıştır. 

Birilerinin iddia ettiği gibi “her millete bir peygamber” gönderilmemiştir. Allah’ın kelamı “tek” olduğuna göre din’de tekdir. Dolayısiyle bütün peygamberler insan alemi için gönderilmişlerdir. Peygamberler birbiriyle yarışmak için değil Hakk’ın kelamını(ilim ve irfanını) insanlara aktarmakla görevlendirilmiş ve birbirlerini tamamlamışlardır. Zamanla insanlar kendilerini belli kabile, aşiret, ırklar ile isimlendirdikleri gibi belli peygamberleri de kendilerine mal etmişlerdir. Allah, sadece insan yarattı ama ırklar yaratmamıştır ki bu ırklara da ayrı ayrı peygamberler göndersin.

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Gelin canlar bir olalım, Avusturya - St. Pölten Cemevimize sahip çıkalım...
Hakk Muhammed Ali yolu, insanlık yoludur. Insanlık yolunda, insanlara dolayısıyla insanlığa hizmet eden Cemevlerimize sahip çıkalım.  

Hakk Muhammed Ali yoluna ikrar veren, ikrarında duran ve yolunu süren canlar; Gelin Perşembe lokmamızı, Avusturya-St. Pölten Cemevine bağışlayalım.  

Dinimiz sevgi, kabemiz Kamili Insan diyen Hakk Muhammed Ali yol Evlatları; Avusturya-St.Pölten Cemevimiz, yardımımıza ihtiyacı vardır. Gelin Canlar! Gün yardım günüdür, yarıdm elimizi uzatalım.  

Bir lokma, bir duadır; Hakk Muhammed Ali katında, lokmanız ve duanız, kabul ve haksızlıklara karşı kalkan olsun. 

Fazla söze, lafa, yoruma, nutuk atmaya gerek duymadan Fatma Ana’mızın ve çiğer parelerinin yüzü suyu hürmetine; Bir Lokmamızı, Avusturya-St.Pölten Cemevimizden esirgemeyelim.  

Gelin canlar bir olalım, gönülleri birleyelim,
Kal-u Bela ikrarıdır, Hakk Muhammed ya Ali diyelim,
Sen yetiş carımıza ya Bozatlı Hızır, lokmasıdır diyelim.
Hakk Muhammed Ali aşkına, Gerçeğin demine Huu diyelim. 

Banka, Bağış Hesap Numarası...
Banka Adı: Bank Austria
IBAN numarası: AT69 1200 0505 7106 8532
BIC numarası: BKAUTWW

NOT: Değerli canlar! Borç olarak da yardım edebilirsiniz. Dolayısıyla Lokmanızın havelesini yaptığınızda, Borç veya Bağış olarak lütfen belirtiniz. 

Lokmamız, niyetimiz, Hakk Muhammed Ali Dergahında kabul göre.
Allah Allah, Hakk eyvallah canlar.
Selam ve duamız ile.. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfamız: Seyyid Hakkı SH => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı => Facebook grubumuz: Seyyid Seyfeddin Ocağı - Dergah Aşk ile Canlar...