Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

ANASAYFA



Alevi inanç yolunda, hizmet sayfalarımız...
YouTube, ilim kanalımız:
https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62 
Facebook, Alevi Hizmet Dergah
ı grubumuz:
https://www.facebook.com/groups/244039227002241/  
Fcebook, Alevi Ilim Dergahı sayfamız;
https://www.facebook.com/Seyyid-Seyfeddin-Oca%C4%9F%C4%B1-sayfas%C4%B1-194839911064876/ 
WEB sayfamız, Alevilikte Inanç;
https://www.alevilikte-inanc.de/ 
Facebook özel sayfamız;
https://www.facebook.com/seyyidhakkiii

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,

=Seyyid Hakkı=

******************************************
YouTube, Alevilikte Inanç -
Seyyid Hakkı kanalımız…

https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62
 

*
Çerağ Duaz-ı - Seyyid Hakkı
Duaz-ı dinlemek için Linkin üstüne tıklayınız:
https://www.youtube.com/watch?v=i9oigfx_VQE
********************************************








Allah ile uğraşan kulları, kulla uğraşan Allah’ı unutur…
Ibadet; Şeksiz ve gümansız tek bir Allah’a mahsustur ve teslimiyet O’nadır. Diyoruz ki kulluğumuz sadece Allah’a dır. Kulluk, teslimiyettir. Teslimiyet ise, O’nun biz kullarından istediklerine harfiyen uymak ve yerine getirmektir.  

Allah’ın, biz kullarından istediği nelerdir?
* Hiç bir canlıya zarar vermemek, eziyet etmemek,
* Senin olmayan şeye el uzatmamak,
* Bir dilden iki söz söylememek,
* Kimseye eziyet ve hile etmemek,
* Kimseyi aşağılamamak, küçük ve hakir görmemek,
* Yapılan tövbeyi bozmamak, verilen ikrardan dönmemek, yeminine bağlı kalmak,
* Kimseye kötü nazarla-gözle bakmamak,
* Gördüğünü örtmek, görmediğini söylememek,
* Eşinden gayrısını bacı-kardeş bilmek,
* Haram lokma yememek,
* Yetim hakkı yememek,
* Anaya Babaya hürmetkar davranmak,
* Komşumuzu sevmek, saymak,
* Dedikodu yapmamak,
* Yalan Söylememek,
* Iftira etmemek,
* Kin ve kibirli olmamak,
* Ölçüde ve tartıda doğru olmak,
* Yalan yere yemin ve şahitlik etmemek,
* Büyüklere sayğılı, küçüklere şefkatli olmak,
* Haksızlığa boyun eğmemek, başkasının hakkına sayğılı olmak,
* Kimseye kötülük, fenalık düşünmemek,
* Elinin ermediği yere el uzatmamak, sözünün geçmediği yere söz söylememek,
* Incinsen de incitmemek,
* Bildiğinin daha üstününü öğrenmek ve herkese öğretmek,
* Bin kere mazlum olsan da bir kere zalim olmamak,
* Aleyinde olsa bile doğruyu söylemek,
* Sevgi ve acıma insanlığın, şehvet ve hırs hayvanlığın vasfı olsuğunu unutmamak,
* Inanç sahibi olmak, ibadeti cennet için değil Hakk’a kavuşmak için yapmak. vs. vs.. 

Kainatta olan bitenleri bilen, gören, duyan, herşeye gücü yeten, hakim ve sahip olan bir yaratıcının yukarda saydıklarımıza ihtiyacı varmıdır? elbetteki yoktur. O zaman iyilik ve kötülükler insanların kendisi içindir.   

Mademki ibadeti, şükür etmeyi Allah için ve iyilikleri de kendimiz için yapıyorsak o zaman birileriyle uğraşmak ne diye? Birilerinin inancına, ibadetine, muhabbetine karışmak, müdahale etmek ne diye?  

Kişinin kendi iradesiyle değilde başkasının iradesiyle, dayatmasıyla yaptığı ibadet ne derece kabul olur ki? Dayatma ve sindirme sonucu yapılan ibadetler, tutulan oruçlar, kapanmalar dinle bağdaşmadığı gibi, Allah’ın hüsnü rızası ile de bir alakası yoktur. Çünkü ibadet rıza işidir, gönül işdir. Kişinin rızası dışında yapılan her türlü dini icratlar yanlıştır. Fakat davranışlarımızla, hal ve hareketlerimizle örnek olabiliriz ama dayatma doğru değildir.

Kendi nefsimizle mücadele etme yerine başkalariyle uğraşırsak işte o zaman Allah’ı unuturuz. Haşa Allah’ın işine karışmış oluruz. Allah’ı bize unutturan ise kendi dünyevi nefsimiz ve hırsımızdır. Hatta gaflete düşürüp hatalar, yanlışlıklar  yaptıranda odur. Şeytani nefsin tuzağına düşmemek için; “Bu işi nasıl yaparsam Allah benden razı olur?” diye düşünürsek o zaman her hareketimizde Allah’ı hatırlamış oluruz. Işte zikir de budur, ibadette budur ve iyilik de budur. Amaç; Allah’a iyi bir kul, çevremize de iyi ve faydalı bir insan olmakdır. 

Dolayısıyla insan, her işini yaparken; “Allah’ı kendimden, nasıl memnun edeblirim?” diye düşünürse, böylece her işinde Allah’ı hatırlamış olur ki, işte bu da zikirdir. Zaten zikir, hatırlamak demektir.  

Canab-ı Hakk’ın yarattığı bu dünyada herşey fanidir yani gelip geçicidir. Bu konuda Yunus Emre; “Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan mülk de yalan ,
var gel biraz da sen oyalan“ demiştir. 

Bu dünyada imtihandayız dolayısiyle her işmiz, hareketimiz birer imtihandır. Bu da şu demektir. Her koyun kendi bacağından asılır. Kimse kimsenin ibadet şekline karışıp müdahale etmemeli ve o hakka da sahip değildir. Sadece ve sadece her insan kendi nefsi ile, inancı ile sorumlu ve kendini sorumlu his etmelidir. Çünkü “dinde zorlama yoktur” (Bakara suresi 256). 

Dinde ibadet, gizlidir. Allah ile kul arasındadır. Dolayısıyla her bir insanın yaptığı herhangi iyi bir hareketle övümmesini ibadetine karıştırması, ibadetin gereği kendisine bir menfaat sağlamaya çalışması yanlış ve günahtır... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Alevilerin sorunu, insan olanlarla değildir...
Cehaletin yoz ve yobazı iledir. 

Muhammed Ali yolu, insanlığın yoludur. Alevilerin yolu da, insanlığın yoludur dolayısıyla 73 milleti bir nazarda görürler fakat bu demek değildir ki, cehaletin yoz ve yobazlarını da aynı nazarda görüyorlar.  

Alevilerin sorunu; Insanlığa, insan değerlerine düşman olan cehaletin yoz ve yobazı iledir.  

Kendisine, insanım diyen ve insan değerlerine sahip çıkan her insanoğlu; Birbiriyle dost olabilir, aynı sofrayı paylaşabilir, evlenir ve yuva kurabilirler. 

Lakin Alevilerin mazluma zulüm eden, hor gören, iftira atan, hakir gören, vs. gibi zalimlere verecek bir kızı olmadığı gibi paylaşacak bir sofrası ve dostlukları da olamaz.   

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Çerağ, uyandırmak ve Çerağ Duaz-ı…
Çerağ Duaz-ı - Seyyid Hakkı
Nefesi dinleme LİNKİ...

https://www.youtube.com/watch?v=i9oigfx_VQE

Farsça kökenli olan çerağ; Nur, ışık, aydınlatma anlamına gelir. Alevi inancında uyandırılan çerağ-delil; Hakk meydanını aydınlatarak ibadete başlama noktasıdır. Bu aydınlatma Hakk Muhammed Ali nurunu sembolize eder.  

Hakk meydanında verilen Allah‘ın kelamıdır, ilmidir. Allah’ın kelam ile ruhların aydınlanması ve Hakk Muhammed Ali muhabbetiyle de gönüllerin aydınlanması demektir. Diğer bir manada ise; Kainatın karanlıktan aydınlığa yanlız Allah’ın ilmi ve muhabbetiyle mümkün olduğunu ifade eder. Hakk’a giden yolun ancak sevgi ve ilim ile mümkün olacağına işarettir.  

Kur’an-da, Çerağ ve Delil konusunda Nisa Suresi 174‘cü ayetinde; „Ey insanlar! Size Rabbinizden apaçık, çok parlak ve güçlü bir kanıt gelmiştir. Biz size, herşeyi açık seçik gösteren bir ışık gönderdik“ buyrulmuştur.  

Ve yine Ahzap Suresi 46’cı ayette ise; „Ey Resulüm! Sen Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir delil olarak gönderildin“ buyrulmaktadır... 

Çerağ Duaz-ı…
Esirgeyen, bağıșlayan,
Yaradan nuru aşkına.
Çerağ uyandı nurullah,
Kainatın nuru aşkına.
Sen kabul buyur ya Allah!  

O nurdur ki zahir batın,
Nebi sırrına vardıran. 
O nurdur ki ilmi Ledün,
Makamında Veli eden.
Sen kabul buyur ya Allah!  

O nurdur ki zuhur eden,
Varlık ıșığını yakan.
O nurdur ki yoktan var eden,
Kalplere imanı veren.
Sen kabul buyur ya Allah!  

O nurdur ki karanlıktan,
Hidayet nuruna erdiren.
O nurdur ki evlerde yanan,
Berekettir nasip olan.
Sen kabul buyur ya Allah!

Çerağ uyandı nurlandı,
Yaradan nuru aşkına.
Çerağ uyandı nurlandı,
Nübüvvet nuru așkına.
Sen kabul buyur ya Allah!  

Çerağ uyandı nurlandı,
Velayet nuru așkına.
Çerağ uyandı nurlandı,
Fatma Ana nuru așkına.
Sen kabul buyur ya Allah! 

Çerağ uyandı nurlandı,
On Iki Imam nuru aşkına.
Çerağ uyandı nurlandı,
Ehli Beyt nuru aşkına.
Sen kabul buyur ya Allah!   

Çerağ uyandı nurlandı,
Kırkların nuru așkına,
Cümle hizmetin aşkına,
Seyyid Hakkı, Pir aşkına,
Sen kabul buyur ya Allah!
 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Bayramlar, hatır ve gönül yapmaya vesiledir...
Şahı Merdan Ali’ye, Bayram nadir? diye sormuşlar; “Günahsız geçen her gün bayramdır!” demiş.
 

Alevi inancında, cinsiyet ayrımı yapılmadan insana; “can veya canlar” diye hitap edilir. Hakk meydanında, Pir huzurunda cem olunca aradan ikilik kalkar.

Cemde toplanmanın sebebi, sadece toplumsal örf adet ve gelenek görenek olmuş değerlerin uygulanması değildir; Hakk’ı, hakikati, kainatı bir bütün olarak anlamak ve yaşamak için cem olunur. Cem erkanında ki amaç, insanların gönül ve muhabbet birliğine erişince can ve canlara bayram olur. Dolayısiyle insanların kutsal günlerde bir araya gelmesi, kucaklaşması; Belli sebeplerden ötürü var olan kırgınlıkların, dargınlıkların ortadan kalkmasına ve insanların birbirlerini hatır gönül etmelerine vesile olmuştur.   

Buından ötürüdür ki, Alevi cemlerinde yüzyıllar boyunca insanların aralarına ikilik sokan; Kıskançlık, çekememezlik, Öfke, hırs, benlik senlik, çekiştirme, iftira atma gibi kötü davranışların içine düşmüş insanlar; Hakk meydanında, Pir huzurunda sorgulanır, rızalık alınır, haklının hakkı teslim edilerek, her türlü nefsani kötülükler ortadan kaldırarak ikiliğe düşmüş gönüller tekrardan birlenir.   

Alevilerin, 1950 yıllarına kadar ki süreçte davaları, sorunları devlet mahkemesine intikal etmemiş olması cem erkanına dayanmaktadır.   

Alevilerin maddi ve manevi olarak her türlü hukuki kurallara şartsız kayıtsız sadık kaldıkları içindir ki, toplumdaki barışık yaşam korunmuştur. Dolayısıyla barışık ortamın korunduğu içindir ki; Alevilerin bayramı sadece beli günlerde değil, 365 gün bayramdır. Insanların yan yana kardeşce, dostca, huzur ve hoşgörü içinde yaşamaları, temel ilke olmuştur.   

Muhammed Ali yoluda; “Ağlattığın varsa güldür, döktüğün varsa doldur, incittiğin gönül varsa tamir et” ilkesi geçerlidir. Çünkü bu yol, sevgi yoludur; Insan’ın gönlü ise, Hakk’ın evi olarak kabul edildiği içindir ki, saygı ve muhabbete kusur edilmez.

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Zakir, bağlama ve nefeslerin, anlam ile önemi…
Alevi inanç hizmetinde, zakirin konumu…

Zakir Hakk ile Hakk kelamını zikreden, O’nu noksan sıfatlardan tenzih eden, yolun edep erkanını gösteren, tarif eden, aydınlatan ve öğreten kimsedir.  

Şah Hatayi, Zakir ile ilgili dörtlüğünde şöyle demektedir.
Zakirin zikri, Bağlama ile,
Hakk kelamı okur avaz ile,
Mümin müslim ol niyaz ile,
Zakir sana haber olsun.

Şah Hatayi 

Zakirlik, Alevi ibadetinde ve sosyal yaşamında büyük yer ve öneme sahiptir. Cem erkanında, on iki hizmetten biri de zakire aittir. Diğer bir deyimle Alevi ibadetleri, zakirsiz yapılmaz. Makam olarak, pirden sonra gelsede on iki hizmetin en ağır yükünü taşımaktadır. 

Zakir, bağlamasıyla inançsal çağrışmalarını seslendirir ve dile getirir. Bunlar Duaz-ı Imam, deyiş, mersiye, ağıt, şiir gibi nefeslerdir. 

Zakir ile bağlama, bütünleşmesiyle gerçekleştirilen semahın vesilesiyle ve dile getirilen nefeslerin himmetiyle insanların, Cenab-ı Hakk’la yakınlaşması sağlanır. 

Zakir, kelime anlamı Zikirullah ve Cehri zikir yapandır. Görev itibariyle Bilal Habeş’i temsil etmektedir. 

Rad Süresi, 28 Ayet.
Onlar, inanan ve Allah’ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir. Iyi bilin ki gönüller, ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur. 

Zakirin görevi, sadece Cenab-ı Hakk’ı ve Hakk kelamını zikretmek değildir; Birlikte yaşadığı toplumun sosyal yaşamıyla, sorunlarıyla, yaşam tarzıyla, içinde bulunduğu konumuyla meşgul olmaktır. Hizmet ettiği Dergahta maddi-manevi sorumluluğu üstlenmek, yolun edep erkanını yaşayıp yaşatmaktır. Zakirlerin dikkat etmesi gereken, kendini sevdirme hastalığına düşmeden Mürşid ve Pir ile birlikte yolun telalı olmalıdır. 

Zakir, topluma ışık saçan bir lamba gibidir. Hitaplarına, konuşmalarına, giyim ile kuşanmalarına, bir bütün olarak hal ve davranışlarına dikkat etmesi gerekir. Yolun inancıyla bağdaşmayan, hal ve hareketlerde bulunmamaları gerekir. Dolayısıyla hizmet ettikleri mekanın öneminin farkında olup Dünya malına, temah edip hizmetlerini zayi etmemeleri gerekir. 

Alevilerde, Bağlamanın kutsallığı…
Bağlamanın kutsallıgından ve öneminden öteye Bağlamayı, sadece bir çalgı aleti veya müzik aleti olarak algılayabilirler. Sonuçta bir ensturumentir, diyebilirler.  

Ancak Aleviler, Bağlamayı ve diğer müzik aletlerini bilhasa sazı aynı kefeye koymadıkları gibi bir tutmazlar. Çünkü Bağlama, ibadet erkanında toplum ile birlikte secde ve ibadet yapar. Ibadetin bir parçası olmuştur. Zalimin zülmüne karşı, mazlum ile beraber omuz omuza direniş göstermiştir. 

Alevi inancının, yok olmayıp bugüne getiren etkenlerin başında Bağlama gelir. Diğer bir deyimle Bağlama umut, barış, sevgi, hüzün bir nevi Alevi inancının simgesi, dili olmuştur. 

Bağlama, Pir Sultan Abdal elinde direniş sembolü ve yedi Ulu Ozanlar’ın dilinde ilahileşip yol olmuştur, telli kuran olmuştur. 

Anadoluda haksızlıklara, zalimin zülmüne maruz kalan Aleviler; Kendi inançlarını, kitap ve benzeri yollarda öğrenme imkanı olmamıştır. Bu hak, alevi insanının elinden alınmıştır. Işte bu noktada, Bağlama; Kitabın, gazetenin, matbanın, medyanın görevini Bağlanma üstlenmiştir. Yedi ulu ozanlar ve diğer halk ozanları, Alevi ilm irfanını insanlara aktarmışlardır. 

Zalimin zülmünü, yapılan haksızlıkları dahası insanları bu haksızlıklara karşı örgütlemede, harekete geçirmede bağlama ana görevi yüklenmiştir ve toplumun, iletişim aracı olmuştur. Alevi yol öğretisini, ilim irfanını insanlara aktarmada ve bilgilendirmede yine büyük görevi bağlama üstlenmiştir. 

Alevi mürşid, pir ve zakir bağlamanın teline dokunmadan önce, bağlamaya niyaz olup destur dedikten sonra muhabbete başlarlar. Buda bize gösteriyor ki, Bağlamayı telli kuran yapan, zalime karşı direniş sembolü yapan Alevi inancı ve yol ozanlarıdır. 

Harabi baba der ki;
Ey zahid sen bizi sanma günahkar,
Günahımız yoktur sevabımız var.
Gördüğümüz demi hoş görür settar,
Bu sırra Kur’an-la cevabımız var. 

Hakk’tan bize her dem hidayet olur,
Muhammed Ali’den inayet olur,
Saz çalsak Allah’a ibadet olur,
Davud Peygamber’den rebabımız var. 

Bu ana değin ta Kal-ü Bela’dan,
Haberimiz vardır her maceradan,
Harabi’ye ihsan olmuş Huda’dan,
Okuyoruz işte kitabımız var. 

Deyiş, Duaz-ı Imam, Mersiye, Ağıt, gibi nefeslerin mana ve önemi…
Alevi inancının, bugünlere taşınmasında önemli bir yere ve konuma sahip olan Duaz-ı Imam, Deyiş, Ağıt ve mersiye gibi nefeslerin, Ulu Ozan’larımızın şahsiyetinde gerçekleştirilmiştir. 

Farklı anlamlar taşıyan nefeslerin tümü, Deyiş’te bir vücut bulmuştur. Dolayısıyla Deyiş denildiği zaman, Alevi inancını çağrıştırır; Acıları simgeler, mazlumdan yana zalime karşı olmayı öğretir, feryad ve umudun dili olmuştur.   

Deyişlerin konumu…
Deyişlerle; Alevi inanç ilmihali yanı sıra, yol ulularının, Ehli Beyt’in, On Iki Imam’ın, Ehli Beyt bendesinin çektikleri acı ile yaşadıkları zulümler vurgunlanmış, eğitim ve öğretim hizmeti yerine getirilmiştir. Dolayısıyla cepte taşınan, eğitici kitap görevini yerine getirmişlerdir.  

Duaz-ı Imam konumu…
Duaz-ı Imam; Duazdeh kelimesi farsça olup, „on iki“ sayısı anlamına gelir. On iki anlamına gelen Duazdeh, özelikle On Iki Imam için kullanılan bir ifadedir.   

Duaz; Cem ibadetlerinde, On Iki Imam adlarının içinde geçtiği nefeslerdir ve deyişlerdir. On Iki Imam yanısıra Hz.Muhammed ile beraber peygamberlerin, Şahı Merdan Ali’nin, Fatma Ana’nın, Ehli Beyt isimleri de yer almaktadır. Yukarda saydığımız Yol Ulularımızı anmak, zikretmek ibadettir, duadır ve Duaz’a, aynı zamanda dua anlamı da yüklenmiştir. Yani Duaz ile dua, bir tutulmuştur. 

Duaz’da yol ulularının ismi zikredilince orada hazır bulunanan cemaat hep bir ağızda, Allah Allah diyerek baş parmağa niyaz olunur ve el, kalbin üstüne koyulur. Bu da teslimiyet ve ikrara bağlılığı ifade etmektedir.  

Mersiyenin konumu…
Mersiye; Ehli Beyt’in, yaşadığı vakalar canladırılır ve dile getirilir. Örneğin kerbela vakasını işler, Imam Hüseyin ve Ehli Beyt’ine bağlılığı, sevgiyi, muhabbeti dile getiren bir şiir türüdür. 

Mersiyeler, genelikle On Iki Imam Ayı’nda; Başta Imam Hüseyin olmak üzere Kerbela katliamı, On Iki Imam’a yapılan haksızlıklar, zulümler ve çektikleri çile ile çefalar dile getirilir. 

Dolayısıyla zalime, zalimin yandaşlarına lanet okumaktır, insanlık onuruna sahip çıkmaktır. Yukarda da belirtiğimiz gibi insanların yaşamış oldukları olayları, acıları, zulümleri anlatır, öğretir ve bilgi sahibi eder.   

Ağıdın konumu…
Ağıt On Iki Imam, Ehli Beyt ve yol ulularının bir bütün olarak; Iyiliklerini, değerlerini, mertliğini, çömertliğini, saygınlığını ve bunların yanı sıra onların acılarını matem diliyle okunan ezgi, sözlü şiir halidir.

Sonuç itibariyle Alevi nefesleri, Alevilerin yol önderlerine ve onların yarenlerine; Tarihte yapılmış haksızlıkları, Alevi düşünce ile öğretisini ve günlük yaşam ile dünyasal ilişkileri konu alır. 

Nefesler, aynı zamanda Alevilerin dualarını oluşturmasıyla birlikte ruhen, arınıp ve Allah’ı zikrederek, O’nunla bütünleşmeyi amaçlar. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Çorum katliamı, unutulmadı ve unutulmayacaktır…
29 Mayıs – 4 Temmuz 1980 tarihinde, masum insanlara karşı yapılmış hiçbir katliam unutulmadı ve unutulmayacaktır. 

Alevilere dolayısıyla masum insanlara yönelik yapılmış katliamları unutmak ihanettir, zulümdür. Unutulan her katliam, yeni bir katliama davetiyedir. 

Gerici, yoz ve yobazlar saldırılarında; “Kana kan intikam, kanımız aksa da zafer islamın” haykırışlariyle başlattıkları silahlı saldırılar, 4 Temmuz’da halk katliamına dönüştürülmüştür. 

Alevi toplumuna karşı başlattıkları saldırılar, yaklaşım 1,5 ay sürmüştür.
Takriben 1,5 Ay süren katliamın bilançosu;

Bölge: Çorum
Tarih: 4 Temmuz 1980
Saldırı türü: Silahlı kitle katliamı
Işleyenler: Gerici, yoz ve yobazlar
Ölü bilancosu: 57 Alevi can.
Yaralı sayısı: 300’e yakın Alevi can ve
300’e yakın Alevi canların ev ve işyerleri tahrip edilerek yakılmıştır.

Soğuk bir kış günü, ortam çok nahoş,
Kapılar boyandı bir gece vakti,
Göze kestirmişti, şu hain Baykuş,
Dostlara ayandı, gece Maraş’ta.
 

Gökyüzü güneşe gebe kalmıştı,
Canavarlar nice canlar almıştı,
Çakallar meydana korku salmıştı,
Saldıran çıyandı, bilin Maraş’ta.
 

Keser, satır, balta ile daldılar,
Genç, ihtiyar, gebe, tümden kıydılar,
Solcuları toptan dinsiz saydılar,
Feryatları duyandı, canlar Maraş’ta.
 

Halkına zulümü yapıyor devlet,
Sağcılar öldürmez diyen şu velet,
Arka kapılardan çıkıyor hayret,
Insanları soyandı, vuran Maraş’ta.


İnsan olmayanlar bunu anlamaz,
Ökkeş gibi olan, dosta yaramaz,
Vicdansız olanı insan aramaz,
Insana kıyandı, zalim Maraş’ta.


Der yusuf unutmam ve unutmayız,
Bizler hiçbir cana asla kıymayız,
Devrimci duruştan bir an caymayız,
Kanlara boyandı, canlar Maraş’ta.

Yusuf Ter  

Masum insanlar arasında kin ve nefret tohumlarını eken gerici yoz ve yobaz, Emevi Yezid zihniyeti artık son bulmalıdır... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Zahir ve Batın ilmi hakkında...
Ilim ikidir. Zahiri(dış-görünen) ilim ve Batıni(iç-görünmeyen) ilim.

Zahiri ilim manası; Bir nesnenin-maddenin dış yüzü, yani görünen ve duyu organları ile hissedilip bilinen tarafı/yönü demektir. Örneklersek: Okuma ve öğrenme ile kazanılan akli ve nakli ilimlerdir. 

Batıni ilim ise; Bir nesnenin-maddenin gizli, bilinmeyen, iç, giz, sırlı tarafı, akıl ve mantıkla(sezgi) bilinen kişinin manevi yönü, iç dünyası demektir. Öneklersek: Nefsi isteklerden ve günahlardan sakınma sonucu Allah’ın kuluna ihsan edeceği batın ilmidir. 

Özetlersek: Her nesnenin bir ön yüzü olduğu gibi birde arka yüzü vardır. Yani bir görünen tarafı olduğu gibi, birde görünmeyen, bilinmeyen tarafı vardır. Görünen taraf Zahir, görünmeyen taraf ta batındır. 

Her zahirin bir batını vardır dolayısiyle ilim ve amellerde zahir ve batın olarak ikiye ayrılır. 

Zahiri ameller, bedenle yapılan iş ve ibadetlerdir (nikah, ibadet, semah, oruç, vs.)  Batın-i ameller ise kalplerde zuhur eden imandır.  

Eğer bir kişi Kamil-i Insan mertebesine dolayııyla tanrısal hakikate ulaşmak istiyorsa, kendisini zahir ile sınırlamamalıdır. Görünenlerin yanında birde batın olanı da anlamaya çalışmalıdır. Sadece görünen, dışsal ile sınırlarsak hakikat sırrına ermek mümkün değildir. O zaman, zahir ve batın bir bütün olarak yaşanmalıdır. 

Herşeyden önce, kişinin mümin sayılabilmesi için; Iman, teslimiyet, muhabbet gibi, batıni amellere ulaşmış olup, Dört Kapı Kırk Makamdan geçmiş olması gerekir. Bu geçiş evrelerini aşıp hakikat kapısına varıp orda, Hakk ile Hakk olma evresidir… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Yolumuz Muhammed Ali yoludur, başka yol bilmeyiz... 
Yüzyıllardır baskı, sürgün, katliam ve başkaca her türlü yol kullanılarak sindirilmek istenen Alevilik, nihayet tam yok oldu denilirken güneş gibi ufuktan yeniden doğmuştur ve doğmaya da devam edecektir.
 

Kim ne derse desin, günümüzde Alevilik açısında tam bir rönesans yaşanıyor. Bu rönesansı engellemek, artık hiç bir biçimde mümkün değildir. Ancak yine de Alevilik karşıtları, son bir hamle ile ona kendi inançsal ve siyasal kimlikleri doğrultusunda yön verme cabalarının yaşanmakta olduğu da yadsınamaz. 

Biz buna, “Aleviliği başkalaştırma çabaları” diyoruz. Söz konusu başkalaştırma çabalarının dayandığı en önemli iddialardan biri de Aleviliğin homojen olmadığı / birden fazla Aleviliğin olduğu iddiasıdır. Bu konuda gönül rahatlığiyle diyebiliriz ki, bu çabalar-çırpınmaları boşadır ve başarılı olamıyacaklardır. Çünkü Aleviliğin sarsılmaz kimliği, kendini her çeşit yozlaşmanın olumsuz etkisinden korunma gücüne ve itikatine sahiptir. Bu itikat gücü, Aleviliğin Evrenselleşmenin bir parçası olarak görülmelidir.  

Şahı Merdan Ali’nin; „Çocuklarınızı kendi yaşadığınız zamana göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin“ uyarısını göz önünde tutarak; Özün korunması çerçevesinde, Alevi inanç ve kültür yeteneği-özelliğinin doğal sonucu olarak kendini çağın, modern ve kentsel koşullara uyarlamaktır. 

Aleviliği, başkalaştırma iddialarından öne çıkan bazı başlıklar…
1-Alevilik, islam dışıdır dolayısiyle ayrı bir dindir. Zerdüştiliğin ya da Yezidiliğin bir türevi olup Kürt etnisitesinin historik dinidir.
2-Alevilik, Şiiliğin bir koludur.
3-Alevilik, islami bir kültürdür. Aleviler aslında Sünnidir. Beş vakit namaz, Ramazan orucu, Kabe’ye hac vb. Sünni ritüeller Aleviliğin de ritüelleridir.

Öncelikle şunu belirtelim ki Alevilik, Islamın katı Sünni yorumundan farklıdır; Alevilik, islamın batıni yorumu ve aydın yüzüdür. Lakin katı Sünni inancı ise, günümüzde islam dininden öteye Emevi Arap gelenek ve görenekleri yerini almıştır. Emevi Arap gelenek görenekleri, islamın ilkeleri diye insanlara dayatıldığı içindir ki; Barış, insanlık dolayısıyla Evrensel olan islam dini, terör ve şiddet dini haline getirilmiştir. 

Alevilikle hatta dinle hiç bir alakası olmayan siyasi-idolojik çevreler, din tücarları, menfaatçı kesimler, vs.; Sivri kelimeler, populer sözcükler ve cümlelerle Alevi inancından ahkam kesip, fetvalar veriyorlar. Kendi nefislerinin kölesi olmuş, bu kesimler; Insanların iyi niyetini, güzel duygularını kendi nefsani çıkarlarına peşkeş çekerek cehaletin kara zihniyetine hizmet etmişlerdir. Kınıyor ve lanetliyoruz. 

Aleviliği, islam dışı ayrı bir din olarak gören ya da görmek isteyen çevrelerin tezleri ciddi hiçbir dayanağa sahip değildir. Islam dışılık iddiasına dayanak olarak kullandıkları unsurlar yukarda da belirttiğimiz gibi, aslında islam ile doğrudan doğruya ilgili olmayıp Emevi Arap katı müslümanlığın kimi ritüel ve itikatlarından ibarettir. 

Sonuç itibariyle içinde Muhammed Ali, On Iki Imam, Ehli Beyt ve islamın olmadığı bir Alevilik yoktur. Dikkat edilmesi gereken husus, Alevilik kendini; Şii, Sünni veya diğer akımlar gibi zahiriye değil, islamın batıni yani tasavvuf yorumu olarak tanımlar. Diğer bir deyimle Muhammed Ali ne kadar islam ise, Alevilik dolayısıyla Aleviler de okadar islamdır…

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


 

Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfamız: Seyyid Hakkı SH => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı => Facebook grubumuz: Seyyid Seyfeddin Ocağı - Dergah Aşk ile Canlar...