Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

ANASAYFA



Alevi inanç yolunda, hizmet sayfalarımız...
YouTube, ilim kanalımız:
https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62 
Facebook, Alevi Hizmet Dergah
ı grubumuz:
https://www.facebook.com/groups/244039227002241/  
Fcebook, Alevi Ilim Dergahı sayfamız;
https://www.facebook.com/Seyyid-Seyfeddin-Oca%C4%9F%C4%B1-sayfas%C4%B1-194839911064876/ 
WEB sayfamız, Alevilikte Inanç;
https://www.alevilikte-inanc.de/ 
Facebook özel sayfamız;
https://www.facebook.com/seyyidhakkiii
*****************************************************
YouTube, Alevilikte Inanç -
Seyyid Hakkı kanalımız…

https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62

******************************************
Çerağ Duaz-ı - Seyyid Hakkı
Duaz-ı dinlemek için Linkin üstüne tıklayınız:
https://www.youtube.com/watch?v=i9oigfx_VQE
*********************************************








Alevilerin, Imam Cafer-i Sadık mezhebindeniz deyimi üzerine…
Aleviler için bir tek yol vardır, o da Muhammed Ali yoludur.  

Alevilerin kendilerini Caferilikle ifade etmeleri; Tarihi dayatmalar, sindirmeler, fetvalar, baskılar ve bu baskılardan, verilen fetvalardan kurtulmak, inançlarını devam ettirebilme adına ve aynı zamanda Aleviler, sünni kesimin kendilerini geçmişteki bazı din bilginlerine bağlı olarak “Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli” olarak tanımlamalarına karşın, onlar da kendilerine On Iki Imamların altıncısı olan Imam Cafer-i Sadık’ı temel almışlardır.  

Dolayısıyla sünni çoğunluk karşısında kendilerini, Caferiler olarak ifade etmişlerdir.  Ancak bu Caferilik, günümüzdeki Iran Şiileri doğrultusunda kurgulanmış olan Caferilik ile organik olarak uzaktan yakından hiç bir alakası yoktur. Ortak yanları, sadece Hakk Muhammed Ali ile Ehli Beyt sevgisi ve saygısıdır.  

Mezhebin manası; Görüş, yorum, anlayış ve fikir ayrılıkları sonucu ortaya çıkan dinsel öğretinin alt birimleri veya kollarıdır. Diğer bir manada ayrışma, bölünme demektir.  

Bazı örnekler verecek olursak;
Hıristiyanlıkta; Katolik, Ortodoks ve Protestanlık...
Yahudilerde; Hasidiler, Ferisiler, Sadukiler, vs....
Islam’da; Aleviler, Şiiler ve Sünniler.... 

Bu konuda Hz.Muhammed Mustafa;
* Ehli Beyt’me sarılıp uydukça, yolunuzu hiç bir zaman şaşırmazsınız.
* Ehli Beyt’im nuhun gemisi gibidir; O’na binen kurtulur, uzak duran boğulup helak olur. Ve
* Hidayete kavuşmanız, Ehli Beyt’ime uymanızla mümkündür diye buyurmuştur. 

Görüldüğü gibi Hz.Muhammed Mustafa mezheplere değil, kendi Ehli Beyt’ine uyulmasını buyurmuştur. 

Imam Cafer-i Sadık, 765’de Hakk’a yürüyen büyük bir ilim ve bilim düşünürdür. O, Hanefi mezhebinin kurucusu sayılan Ebu Azam’a da hocalık yapmıştır. Işte Imam Cafer-i Sadık, Alevilere mezhep kurucusu adı olmuştur. 

Sorma be birader mezhebimizi,
Biz, mezheb bilmeyiz yolumuz vardır.
Seyyid Nesimi 

Ulu Ozan Seyyid Nesimi’nin de belirttiği gibi Alevilik, bir yoldur fakat mezhep değildir. Dolayısıyla Caferilik, sembolik bir isim ve bir adlandırmadır. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Bismişah, Allah Allah!
Evliya, enbiyaların, cümle erenlerin himmetiyle
Allah Allah. 

Bütün alemlerin Rabb-ı olan yüce Allah’ım!
Biz senin kulların, Hz.Muhammed’in ümmeti ve
Şahı Merdan Ali’nin bendesiyiz.
Bilerek, bilmeyerek yapmış olduğumuz hata ve
kusurlarımızla huzuruna geldik,
Sana sığınıyoruz, sana yalvarıyoruz,
Yanlız senden yardım dileriz, yanlız sana ibadet ederiz. 

Bizleri; Velilerin, Nebilerin gittiği doğru yola götür,
Doğruluktan ve doğru yoldan ayırma.
Dünyada ve Ahirette mutluluğa götüreçek yolu bizlerden esirgeme.
Yolumuzu yolsuza, işimizi haksıza düşürme.
Kötü nefislere fırsat verme, bizleri de kötü nefislerden arındır.
Gönlümüze insan sevgisi, sabır, merhamet ve nur-i iman ver.
Elimizle, dilimizle, belimizle yaptığımız günahlarımıza,
Tövbe estagfurullah, tövbe estagfurullah, tövbe estagfurullah.
Allah´ın himmetine, Ehli Beyt´in hürmetine, Evliyalar keremine,
Gönül birligine Allah eyvallah. Huu…  

Hakk Muhammed Ali aşkına cem geceniz mübarek, ibadet ile dua eden, çerağ uyandıran cümle canların dilde dilekleri ve gönülde muradları kabul ola.
Dil bizden kabulü Canab-ı Hakk’tan ola. Allah Allah… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Alevi inancında, ibadet insan içindir…
Ibadet, insan içindir. Çünkü Allah, insan ile birlikte kainattaki mevcudatı yaratmış ve yaratma gücüne sahip olduğuna göre; Allah‘ın kendisi tamdır, eksiksizdir, ihtiyaçsızdır, bilendir, bildirendir ve bir bütün olarak sırlar alemidir. Diğer tarafta tam olmayan insanları yaratmış ve onları, sınırlı vasıflarla donatmış, sahip oldukları vasıflarla sırların manasına varması için insanoğluyla birlikte canlı varlıklara; Keşfetme, arzulama, araştırma, bilinmeyeni bilme ve merak etme hisini bağışlamıştır.
 

Ibadetin sözlük manası: Yaradana teslim olmak, O’na itiat etmek, kendisini yüceltmek ve şükretme manalarını içermektedir.

Dini manası ise: Allah’ın ilmi sırlarına, hayatın manasına, insanlara faydalı olmak, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve O’na yakın olmak manasındadır. 

Ibadet;
* Kamil-i Insan olma yolunda, manevi bir araçtır.
* Allah ile, manevi ilişki içinde olmaktır.
* Manevi huzura kavuşmaktır.
* Yaptıklarımızla ve yapacaklarımızla hesaplaşmaktır.
* Arı ve arıtıcı olmak, vs. tün bunlara araçtır.
 

Diğer bir deyimle ibadet, ruhun ve bedenin manevi olgunlaşmasında, erdemleşmnesinde önemli bir konuma sahiptir.
* Ruhani ibadet. Aklın, huzur içinde ve huzur bulması için ibadete yönelmek,
* Bedeni ibadet ise; Pratik rituellerle bedeni rahatlatma ve rahatlanmasını sağlamaktır.

Ruhani, bedeni ibadetle, aklın ve bedenin uyum içinde hareket etmesini sağlamaktır. Akıl olgunlaşmadan hal ve davranışların, olgunlaşması mümkün değildir.  

Tam insan yani olgun, erdemli bir akla ve davranışlara sahip olmak için; Hayatın her alanında ve yaşamın her anında, bu gayreti gösterme zorunluğu vardır. Dolayısıyla ibadetin biçimi, şekli ve mekanı yoktur. Birilerinin dayattığı gibi, zaman ve şekle hapis edilemez.  

Ali Imran suresi, 191. Ayet; “Aklı ve gönlü işletenler o kişilerdir ki ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah'ı zikrederler; Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler; "Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin. Ateş azabından koru bizi." der.
Ayet’te de ifade edildiği gibi; Esas olan zaman ve mekan değildir, niyet ve ibadetin kendisidir. Insanoğlu istediği yerde, istediği zaman, istediği şekilde, istediği dilde ibadetini yapar ve yerine getirebilir.
 

Ilahi kudret sahibi olan Allah bilinmesine, sırrına varılmasına, sırrına sırdaş olunması için aklıyla düşünen, kendi kendini idare edebilen insanoğlunu ve delil teşkil etme anlamında kainattaki mevcudatı yaratmıştır. Daha önemlisi, yaratmış olduğu kainatı ve kainatın içindeki mevcudatı, birbirine muhtaç kılmıştır ki denge bozulmasın. Bu denge sayesinde yaratılanın, yaradana; Şükretme, takdir etme, yüceltme, zikretme ve bir bütün olarak O’na teslimiyet bilinci içinde olmaktır… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Alevilikte, gönül incitmek düşkünlüktür...
Gönül, Allah’ın nazargahıdır. Muhammed Ali yolu olan Alevilikte, gönül incitmek düşkünlüktür. Gönülleri, sevgi ve muhabbet ile diriltmek vardır. Insanı sevmeyen, hürmet ve merhamet beslemeyen Allah’ı da sevemez. Allahı, insanı sevmeyenin; Hakk katında ve insan gönlünde yeri yoktur.  

Yunus Emre: “Ben gelmedim dava için, benim işim sevgi için” diyor.  

Ve yine Yunus Emre;
Ister bin kez namaz kıl,
Ister bin kez hacca git,
Eğer bir kez gönül kırar isen,
Var git yollar doku der.

Dolayısıyla insanoğlu için en büyük marifet, herşeyden önce bir gönüle girebilmek ve o gönülü, feth edebilmektir. 

Pir Hünkar ise; “Incinsen de, incitme” der.  „Incinsen de incitme“ ilkesi; Bağışlayıcı, af edici ve gönül kırmamaktır. 

Insan kalbinin ne kadar hasas ve kırılgan olduğu konusunda Yunus Emre:
Gönül Allah‘ın tahtı,
Allah gönüle baktı,
Iki cihan betbahtı,
Kim gönül yıkar ise, demektedir. 

Burdaki mana: Insandaki gönül Allah’ın, evveli ve ebedi tahtı ve bıraktığı mukkades bir yer olarak özel bir değer vermiştir. Gönül, bu özel yaratılışıyla Allah’ın tecelli edip baktığı yerdir. Bu itibarla, gönül yıkan bir kişi iki cihanın bedbahtı olarak niteleyip ve bu işin büyük bir günah olduğunu ifade etmiştir. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Yetiş ya Muhammed, yetiş ya Ali! Medet, mürvet...
Dünyanın kuruluşundan günümüze kadar Insanoğlu, kendisinden; Gerek düyaya, gerekse doğaya hiç bir şey veremediği, katkı sunamadığı gibi onun yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürmüş ona zarar veren, niteliğini bozan; Nükleer silahlar, Atom bombaları, kimyasal silahlar, vs. gibi bir çok zararlı araç ve gereçler üreterek doğanın, doğal yapısını ve dengesini bozmuştur. 

Oysa ki Allah, doğa ve doğadaki canlı, cansız ne varsa insanoğlunun emrine vermiştir. Korunması, sahiplenmesi insanoğluna bildirilmesine rağmen; Ilahi emire uyulmadığı gibi, doğaya zarar vermiş ve birbiriyle sürekli kavga halinde, bugüne kadar gelinmiştir. 

Himmet, ya Muhammed Ali!
Ümmetiniz darda… 

Insanı insandan ayırıyorlar,
Bu sizden bu bizden kayırıyorlar,
Dört kitap ne diyor anlamıyorlar,
Ortalık karıştı düzen bozuldu,
Yetiş ya Muhammed yetiş ya Ali!

Yolumuz düştü Hace Bektaş’a,
Kaderde olan gelirmiş başa,
Can düşman olmuş gardaş gardaşa,
Yetiş ya Muhammed yetiş ya Ali!

Anaya babaya saygı kalmamış,
Insanlık elinden nasip almamış,
Herşeyi var ama gözü doymamış,
Bi çare insanlar nefsine uymuş,
Yetiş ya Muhammed yetiş ya Ali!

Öyle bir dünya ki kıran kırana,
Düşenin sırtından vuran vurana,
Aşkolsun gerçekten bir dost bulana,
insanlik yaralı can pazarında,
Yetiş ya Muhammed yetiş ya Ali!

Mehmet Aslan 
 

Ya Cenab-ı Hakk!
Insanların hırslarını merhamete, kinlerini sevgiye ve düşmanlıklarını barışa çevirmeni temeni ederiz. 

Sürekli birbiriyle kavga halinde olan insanoğlunun, günümüzde gelindiği nokta;
* Düşenin sırtından vuran vurana,
* Insanın kalitesi oldukça düşmüş,
* Canlıya, cansıza saygı kalmamış,
* Allah ile Allah’ı aldatan aldatana,
* Gülen dost cemali, solan güle dönmüş,
* Nefse uyuldu, menfaat duygusu öne çıkmış,
* Öfke, kin, nefret duyguları tırmanışa geçmiş,
* Hakk selamı, alıp vermek artık bir yük olmuş,
* Senlik benlik aldı yürüdü, bencillik duygusu gelişmiş,
* Doğruluk, dürüstlük, adam gibi adam olmak tarihe karışmış, 
* Insanların birbirlerine karşı ön yargıları arttı, güven kalmamış,
* Sevgi, merhamet, dostluk, hoşgörü duyguları artık hayal olmuş,
* Düşenin elinden tutan yok, hastaya şefkat-merhamet-yardım anlayışı  yok hale gelmiş,
* Aile bağları zayıfladı, sevgi-koruma-kollama duyguları yok denecek kadar zayıflamış,
* Ince duygular, hoşgörü, muhabbet yerine horlama, küçümseme, kınama duyguları öne çıkmış, 

Saymakla bitmiyor, ya Muhammed Ali!
Sen yetiş carımıza, ya Haydar-ı Kerrar. Medet, mürvet. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakk
ı=



Gidi Yezid, bize Kızılbaş demiş…
Uhud savaşı sırasında Hayber kalesi’nin fethinde ve daha sonraki tarih süreci dahil olmak üzere „Kızılbaş“ ifadesiyle ilgili birçok rivayet bulunmaktadır. 

Osmanlı sünni yönetimi, Alevilerin Muhammed Ali ve Ehli Beyt’e olan manevi desteğini kırmak için, kızılbaş hitabını kullanmışlardır. Çünkü KIZILBAŞ, Osmanlı hanedanlarının nezdinde kötülüğü sembolize etmiştir. 

Aleviliği inkar etmeye kalkan iki yüzlü münafıklar, Anadoludaki Alevi halkı için resmi Osmanlı kaynaklarında Alevi hitabı kullanılmıyordu. Çünkü, Alevi sözü; Şahı Merdan Ali’ye bağlı, O’nun yolunda giden anlamına geliyor ki bu ifadenin dinsel anlamda, Şahı Merdan Ali ve Ehli Beyt’ine  saygı ile bağlılığı ifade ediyordu. 

1299 yılında kurulan Osmanlı imparatorluğu’nun devlet anlayışı; Ortodoks Sünni ulemadan kurulu bir yönetim; Feodal Emevi Arap şeriatını, örf adetlerini islam din esaslarıymış gibi uygulayan kadılar ve ordudan oluşan organizeli bir yönetimden oluşmakta olup, oluşturulan düzenli ordu, halkın üzerindeki baskının sistemli bir hale gelmesini sağlamıştır. 

Ve hal böyleyken Osmanlı radikal sünni yönetimi, Alevi halkının Muhammed Ali ve Ehli Beyt’ine olan manevi desteğini kırmak için, Alevi hitabını kullanmamışlardır; Bunun yerine, genellikle “Kızılbaş” hitabı ile yetinmişlerdir. Oysaki Alevi yol uluları, Alevi sıfatını 16. yüzyılda açık açık kullanmışlardır. Örneğin, Sivas’ta 1550’ler dolayında dara çekilen Pir Sultan Abdal, bir şiirinde şöyle demiştir: 

Pir Sultan Abdal, Osman’lının Ehli Beyt taraftarlarına yaptığı düşmanlığa şu cevabı vermiştir...
Gidi Yezid bize Kızılbaş demiş,
Hüseyniyem Aleviyem ne dersin? 

Bir diğer neden ise, Safevi devleti dönemidir…
Osmanlı, Şah Ismail Hatayi askerlerinin 12 dilimli kızıl renkli külah-börk taktıklarından dolayı kendilerine, “Kızılbaş” sözcüğünü kullanmışlardır. Aynı zamanda Anadoludaki Alevilerin Şah Ismail Hatayi’ye duydukları yakınlıktan ötürü Osmanlı yönetimi, kendilerini küçümsemek, aşağılamak ve hakaret niteliğinde “Kızılbaş” sözcüğünü kullanmaya başlamışlardır. Çünkü KIZILBAŞ, Osmanlı hanedanlarının nezdinde kötülüğü sembolize etmiştir. 

Aleviler bunca art niyetlere, haince yapılan zulümlere rağmen; Muhammed Ali ve Ehli Beyt’ine duydukları sevgiden, muhabbetten, onların yolundan, Ehli Beyt’e olan bağlılıklarından vaz geçmedikleri gibi taviz de vermemişlerdir. 

Alevi Ozanlarından Derviş Mehmet(16. yy) Kızılbaşlığı şöyle sahiplenmiştir...
Gidi Yezid bize Kızılbaş demiş,
Bahçede açılan gül de kırmızı.
Incinme ey gönül ne derse desin,
Kuran'ı derc eden dil de kırmızı.” 

Sonuçta aklın yerine, hislerle hareket eden bir zihniyetten; Doğruları savunmasını, doğruları ifade etmesini ve doğruların safında yerini almasını beklemek, edepsiz insana edebi öğretmeye benzer. Başarabilene aşk olsun... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakk
ı=



Alevi inanç önderleri, Seyyidlerin başlıca görevleri...
Seyyidlik kurumu, hiyeraşik olarak; Mürşid, Pir ve rehberden oluşur. Mürşid, Pir ve Rehber; Evlad-ı Resul, Ocakzade olarak adlandırılırlar ve Seyyid-i Saadet Evlad- Resul’dürler yani Hz.Muhammed Mustafa soyundan gelenlerdir. 

Seyyidin-Pirin, talibini irşad edebilmesi için yolun ilim irfanından haberdar olamsı gerektir. Dolayısıyla önce Pirin kendisi her yönüyle taliplerine örnek olmalı ve taliplerin, gönül rızasını kazanması gerekir. Bunu gerçekleştiren bir Pir, kendi taliplerini irşad etmek de zorluk çekmez ve talibi yanlışa yönlendirmediği gibi saptırması da mümkün değildir. Bu ilme eremeyen pirler, duyduklarıyla yetinmeleri; Hem yolu, hem de talibi saptırır ve sapkınlığa götürür. 

Talibin, Hakk ile hakikat çizgisinden sapmaması için Alevi inanç önderi Seyyidler; Gerek bulundukları yerleşim alanlarında, gerekse belli zamanlarda kendilerine bağlı yörelerdeki talipleri ziyaretleri sırasında onların; Inanç ve sosyal hizmetlerini, yerine getirmekle mükelleftirler.

Inanç ve sosyal hizmetler, şunlardır…
* Talipleri, yolun ilim irfanı ile eğitmek,  
* Toplumu Dünyada ki olaylardan, gelişmelerden bilgilendirip aydınlatmak,
* Dinsel erkanları (cem törenleri) yönetmek, yürütmek, 
* Toplum içerisinde suç işleyenleri düşkün etme, dargınları barıştırmak. Diğer bir deyimle toplumu arındırıp paklamak, huzur ve aşayışı sağlamak, 
* Bayram, cenaze, nikah, sünnet erkanı gibi hizmetleri yerine getirmektir. 

Bu hizmetler; Mürşid, Pir, Rehber ve bazen de Pir ile Rehber öncülüğünde yerine getirilir.  

Hakk Muhammed Ali yolunda, yapılan hizmetler; Maddiyat ile değil, tamamen rızalığa ve gönüllülüğe dayalıdır. Para, mal mülk karşılığında yapılan bir hizmet, hizmet değildir, ticarettir. Çünkü madiyatın olduğu yerde, paranın ve maneviyatın olduğu yerde rızalığın hükmü geçerlidir...  

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakk
ı=


Ibadet, Hakk’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılır...
Insanoğlu ibadeti Allah için değil, kendisi için yapar.
Cenab-ı Hakk’ın insanoğlunun bedenini mükkemel organlarla donatılmıș olması, kendisine bağıșlanmıș olan akıl ve mantığı kullanma yeteneğine sahip kılması, onu diğer canlı varlıklardan üstün kılmıştır.  

Buna karşılık insanoğlunun görevi ise, kendisine bağışlanan bu üstün değerlerden ötürü; Allah’ın birliğine inanmak, O’na ortak koşmadan kainatta ne kadar canlı ve cansız varlık varsa onları sahiplenmek; Onlara karşı merhametli davranıp, nimmetlerine hamd ve şükür etmesi gerekir. 

Dolayısıyla ibadet ile şükür, riyakarlıktan öteye tamamen rıza ile yapılması ve kalben de tasdik edilmesi gerekir. 

Ne yazık ki, günümüzde iki türlü ibadet biçimiyle karşı karşıyayız. Birincisi, göstermelik yani desenler için ve diğeri ise, Allah için yapılan ibadettir. 

Gösterişli ibadetler; Insanların dikkatini çekecek kalabalık yerlerde, birilerine yaranmak için yalandan ibadete yönelmiş gibi gözükmek, insanların diline göre-hoşuna gidecek sözleri döne döne tekrarlamak, insanlara zülüm edildiğinde ortalıkta kimsecikler yokken Cuma namazlarında alabidiğince saf tutmalar, sokakta namnaz gösterişleri yapmak, lüks çadırlarda oruç açmak, v.s.. Bu ibadet şekli, din ile bağdaşmaz. 

Allah’a yapılan ibadet ise; Bir köşede içe yönelmiş, özüne kapanmış, kapalı kapılar arkasında, Hakk ile, özü ile baş başa yapılan ibadettir. Bu ibadet şekli, doğru ve öz olan ibadettir. 

Örneğin düğünlerde, eğlenceli yerlerde, hoş bir alemde semah dönmek gösteriştir, șekilciliktir, yapmacıktır ve eğlence amaçlıdır. Fakat ibadet mekanlarında, yapılan ibadet ve yerine getirilen ibadet rituelleri, doğru ve Hakk için yapılan ibadetlerdir.  

* Aleviler olarak, Din tücarlığına karşıyız,
* Aleviler olarak, Din adına insanların boğazlanmasına karşıyız,
* Aleviler olarak, Allah adına yapılan cihat’a karşıyız,
* Aleviler olarak, Şekilci ibadetlere karşıyız,
* Aleviler olarak, Haremlik-selamlık anlayışına karşıyız,
* Aleviler olarak, Kendi anlayışı dışında olanları hor ve başka görme anlayışına karşıyız,
* Aleviler olarak, Birilerinin örf adet ve algılamalarını din esasları olarak ınsanlara dayatılmasına karşıyız,
* Aleviler olarak, Din adı altında yapılan milliyetçiliğe karşıyız,
* Aleviler olarak, Din adına yapılan her türlü şiddete karşıyız,
* Aleviler olarak, Din adına toptan radikalcılığa karşıyız,
* Aleviler olarak, Çocukların ilkel çağ anlayşına mahküm edilmelerine karşıyız,
* Aleviler olarak, Esirgeyici, bağışlayıcı olan Allah’ı korku mekanizması yapılmasına karşıyız.
* Aleviler olarak, Dünyevi amacına kullanmak için dinin istismar edilmesine karşıyız.  

Sonuç itibariyle yazıklar olsun, Hakk ile kul arasına giren din tücarlarına. Dünyevi çıkar ve menfaat için; Dinin istismar edilmesine ve din tücarlığına karşıyız...

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakk
ı=


 

Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfamız: Seyyid Hakkı SH => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı => Facebook grubumuz: Seyyid Seyfeddin Ocağı - Dergah Aşk ile Canlar...