Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

ANASAYFA



Alevi inanç yolunda, hizmet sayfalarımız...
YouTube, ilim kanalımız:
https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62 
Facebook, Alevi Hizmet Dergah
ı grubumuz:
https://www.facebook.com/groups/244039227002241/  
Fcebook, Ehlibeyt İlim Mektebi sayfamız; 
https://www.facebook.com/Ehlibeyt-%C4%B0lim-Mektebi-194839911064876  
WEB sayfamız, Alevilikte Inanç;
https://www.alevilikte-inanc.de/ 
Facebook özel sayfamız;
https://www.facebook.com/SeyyidHakkiAL
*****************************************************
YouTube, Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı kanalımız…
https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62

******************************************



  

Bismişah, Allah Allah!
Niyet ettik vaktin hayrına,
Ikrarımız, Hakk Muhammed Ali yoluna ola.
Sevgimiz, Muhammed Ali sevgisi ola.
Pirimiz, Seyyid Saadet Evlad-ı Resul ola.
Ikrarımız, Ibrahim peygamberin ikrarı ola.
Birlik ve beraberliğimiz, Kırkların nişanı ola. 

Kulluğumuz Allah’a, ümmet-i Muhammed Mustafa,
Talipliğimiz Şahı Merdan Ali’ye ola.
Er Hakk Muhammed Ali aşkına,
Birlik ve beraberliğimiz daim ola.
Aramızdaki tüm kötülükler def ola.
Şeytanın şeri, kötünün izi bizden uzak ola. 

Hakk Muhammed Ali,
Dilde dileklerinizi, gönülde muratlarımızı vere.
Görünür görünmez kazalardan, belalardan, iftiralardan,
Münkir münafıkın şerinden bekleye saklaya göre gözete,
Neyleyim nideyim dedirtmeye.
Bütün evliya, enbiyaların şefaatı üzerimizde hazır ve nazır ola.
Lanet münkire, lanet Yezide, rahmet mümine, Allah eyvallah. 

Dualarımız, hasta olan canlarımızın derdine derman ile şifa ola.
Zorda, darda olanlara, sağlıklı ve huzurlu günler nasip ola.
Hakk’a göçmüş canların ruhu şad ve mağrifeti bağışlanmıș ola.
Okuyan insanların zihni açık, başarıları daim ola,
Zorda olanlara, Yetiş carımıza diyenlere sen yetiş ya Bozatlı Hızır!

Hakk Muhammed Ali aşkına cem geceniz mübarek, ibadet ile dua eden, çerağ uyandıran cümle canların dilde dilekleri ve gönülde muradları kabul ola. 

Birlik ve beraberlik cemimiz, mübarek ola.
Evliya enbiyalar birlik, beraberlik ve dostluk yolundan ayırmaya.
Dil bizden kabulü Canab-ı Hakk’tan ola. Allah Allah… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Ne mutlu, insanım diye bilene…

Hakk Muhammed Ali yolu insanlık yolu olduğuna göre, amaç insan olmak ve insanlık vasfında yerini alabilmektir. 

Hakk’tır benim, Secdegahım.
Muhammed’tir, şefaatkanım,
Şahtır benim, kıblegahım,
Hakk ile Hakk olmuş Şahım,
Şah elinde Zülfikarım,
Cana, canlara merhaba. 

Ben bir insan oğluyum,
Ne ırk, ne renk tanırım,
Kimliğimi sorma benim,
Dünya mekanım benim,
Doğu, batı, kuzey benim,
Cana, canlara merhaba.  

Enel Hakk diyen benim,
Hakk ile Hakk olan benim,
Karanlığa ışık benim,
Yarınlara umut benim,
Insanlara rehber benim,
Cana, canlara merhaba. 

Muhammed Ali aşkına,
Seyyid Hakkı, Hakk yolunda,
Yolun yolcusu olana,
Aşk ile turab olana,
Can içinde can olana,
Cana, canlara merhaba. 

Insanoğlu, kainatın aynasıdır. Çünkü insanoğlu düşünendir, düşüncesi gereği yaratandır, üretendir ve Hakk’ın varlık deryasıdır. 

Allah, kendi tecellisi ve O’nun yeryüzündeki halifesi konumunda olan insanoğlunu, mükkemel bir konuma getirmiştir. Insanoğlu, bu konumu gereği kainattaki mevcudatta karşı sorumluluğunu yerine getirmek zorundadır. 

Dolayısıyla ne mutlu insanım diyebilene, insanlık vasfında yerini alabilene ve insanlık için ayağa kalkıp, hizmet edebilene. 

Günümüz insanı, bu sorumluluğunu layıkıyla yerine getirebiliyor mu?
Aşk ile Huu… 

 Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

 

Bu Sivas, kanlı Sivas…
Sivas katliamı’nın 27. Yıl dönümünde Madımak Oteli’nde kaybettiğimiz Canları rahmetle anıyoruz. Yaşananları ve yaşatan Yezid zihniyetini, bir kez dada lanetliyoruz. Katliamları, unutma ve unutturma. Çünkü unutulursa, yeni bir katliamla hatırlatırlar. 

Adı: Kanlı
Soyadı: Sivas
Bölge; Sivas-Türkiye
Tarih: 2 Temmuz 1993
Saldırı türü: Katliam
Ölü sayısı: 33 Can
Katliamı yapanlar: Ehlibeyt düşmanı, Cehaletin yoz ve yobazlar
Ünvanı: Kötü ruhlu insanlar 

Kalbi sevgi ve muhabbetle dolu bu insanlara yapılan katliama ne Allah, nede kul razı oldu. Insanlık suçu dahi sayılmadı! Sivas katliamını, insanlık suçu dahi saymayan, zihniyete lanet olsun. 

Gün tutuştu Sivas’ta, ak sayfalar tutuştu,
Sazın teline vuran, masum eller tutuştu,
Söz tutuştu dillerde, sazlar yandı tutuştu,
Insanlık tutuştu, ey halkım unutma bizi.
Kazım Doğan
 

Hz.Muhammed Mustafa’nın Hakk’a yürümesinden günümüze dek; Ehlibeyt’e ve Ehlibeyt’e gönül verenlerine insanlıkla bağdaşmayan olmadık şiddet, zulüm ve katliamlar gerçekleştirildi. Bu katliamlar Emevi Arap milliyetçiliği ekseninde başlayıp Arap ülkeleri dışına kadar taşınmıştır. Bu durum günümüz Türkiye’sinde adeta zevk alırcasına katliam üzerine katliamlar gerçekleştirdiler. Bu ziniyet, insanlık tarihinde „kötü insan/kötü millet“ ünvanını almışlardır. 

Yandık, piştik, ölümün kızıl şarabın içtik,
Yobazlar sürüsünün, kara harından geçtik,
Suçumuz, saz çalmaktı. Biz, tezeneyi seçtik,
Yakıldık, kavrulduk ey halkım unutma bizi.
Kazım Doğan
 

Günümüz dünyasında, „Cuma günü“ veya „Cuma namazı“ zikredilince insanları adeta bir endişe kaplar. Acaba bu gün ne olacak, nereye saldıracaklar? hesabı yapılmaktadır. En üzücüsü ise bu kötü ruhlu insanların yaptıkları katliamlarda, insanlara karşı estirdikleri terör olaylarında „Allah-u Ekber“ demeleridir. Islam adına cihat, Allah adına cihat gibi kavramları kullanarak SEVGİ, BARIŞ ve HOŞGÖRÜ olan İslam Dini’ni şiddet dini, terör dini haline getirdiler. Tek amaçları Putları yıkan Hz.Muhammed Mustafa ve Şahı Merdan Ali islamını kötülük sıfatı verdirerek adeta öç alma gayretindedirler. Böyle gözük mesede amaçları, hedefleri budur. 

Müslümanız dediler, canımıza kıydılar,
Allahu ekber deyip, kanımızı aldılar,
Kaoslar yarattılar, topraklara saldılar,
Toprağa ekildik, ey halkım unutma bizi.
Kazım Doğan
 

Şiddet kimden gelirse gelsin, nedeni ve gerekçesi ne olursa olsun; Insanlara, fertlere, halklara, kadınlara, çocuklara, çevreye, hayvanlara, devletlere, canlı cansız, dolayısıyla insanlığa evrene karşı yapılan şiddetin ve katliamların her türlüsünü en acımasız bir dille ve nefretle KINIYORUZ.  

Yazıklar olsun, Dini nefisleri için kullananlara.
Yazıklar olsun, iyi görünüp kötü olanlara.
Yazıklar olsun, Hüseyin deyip, Yezid'e kulluk edenlere.
Yazıklar olsun, Dindar geçinip günahlara dalanlara.
Yazıklar olsun, Ehl-i Beyt sevenlerine eziyet edenlere.

Yazıklar olsun, İki yüzlü münkir münafıklara.
Yazıklar olsun, Mazluma ah çektirenlere. 

Bu nasıl müslümanlık, hep canlara kıyarlar,
Düzen korumak için, insanları yakarlar,
Tanrının makamında acaba ne yaparlar,
Kıyıldık, asıldık ey halkım unutma bizi.
Kazım Doğan
 

Kerbela olayı bize bir gerçeği göstermiştir. Her dönemim bir zalimi varsa o zalime karşı duracak; mazlumların intikamını zalimlerden alacak, rahmet ve adaletini ortaya koyacak bir önderi de olacakdır. Dolayısıyla iyilerin ve kötülerin savaşı mahşer gününe kadar sürecekdir.  

Şeytan olmuş, şekli insan donunda,
Lanet halkası takmış, boynunda,
Turgut Şahım bekler, yolun sonunda,
Ehlibeyt kann ağlar, içimiz yanar.
Turgut Süslü 

Canab-ı Hakk‘tan niyazımız; bütün kullarına dosdoğru olan yolunu görmeyi, bilmeyi ve gerçeğe ermeyi nasip eylesin... Gerçeğin demine Hüü. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

 

Alevilerin dilinde ki, Asimilasion kavramlarından bazıları...
Dilin, hayatımızdaki önemi...
Muhammed Ali yolu, ikrar üzerine kurlmuştur. Bilindiği gibi ikrar verilmeden, yola talip olunmaz. Verilen ikrar dil ile verildiği için, dilin hayatımızdaki önemi ve sorumluluğu oldukça büyüktür.   

Dolayısıyla Muhammed Ali yolunun bir dili vardır, o dil konuşulmadığı zaman özden uzaklaşma başlar. Onun için, dilini asimile etme. Çünkü asimnilasyon, dilde başlar.  

Asimilasyon, virus gibidir. Insanın özünü değiştirir, bir halden başka bir hale sokar. Özün değişmemesi için, yolun ikrarına sadık kalmak yani verilen ikrarda durmak gerekir. Bunun gerçekleştirmenin tek yolu, Alevi dilini konuşmaktır.  

Yanlış yola gitmek kolaydır ancak yanlış yoldan doğru yola geri dönmek, zordur. Yanlış yol, nefs yoludur. Doğru yol ise, sahiplenme ve sorumluluk yoludur.   

Dolayısıyla hatır, komşuluk, arkadaş için doğrudan vaz geçmek, dilini konuşmamak kendimize ve insanlığa karşı yapılabilecek en büyük kötülüktür. Insanlık adına dilini konuşmak, doğruları anlatmak ve yansıtmak, her insanoğlunun sorumluluğudur. 

Asimilasyon kavramlardan bazıları...
1- Alevi dilinde, SAZ demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, BAĞLAMAdır,
2- Alevi dilinde, HOCA demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, MÜRŞİD-PİR-REHBERdir,
3- Alevi dilinde, CAMİ demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, CEMEVİdir,
4- Alevi dilinde, BİAT demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, IKRARdır,
5- Alevi dilinde, NAMAZ demek doğru mudur? Hayır. doğru olan, NİYAZ-DUA veya GÜLBENKdir,
6- Alevi dilinde, AMİN demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, ALLAH ALLAHdır,
7- Alevi dilinde, AFİYYET OLSUN demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, HELALİHOŞ OLSUNdur,
8- Alevi dilinde, BEŞ VAKİT demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, Her an-her yerde DUA ile NİAZA VARMAKtır,
9- Alevi dilinde, HAREMLİK SELAMLIK demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, hayatın her alanında; Kadın-erkek El ELE, CAN CANA OLMAKtır,

10- Alevi dilinde, HOCAnın, MÜFTİnin arkasında ibadet etmek demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan,  ibadette DİDAR DİDARA, CEMAL CEMALE OLMAKtır,
11- Alevi dilinde, RAMAZAN ORUCU demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan On Iki Imam, Boztalı Hızır, 48 Perşembe, Masum-u Pak ve Fatma Ana ORUCUdur,
12- Alevi dilinde, DOĞDUĞU GÜN demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, HAKK’tan GELDİĞİ GÜNdür,
13- Alevi dilinde, ÖLDÜ demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, HAKK’a YÜRÜDÜdür,
14- Alevi dilinde, CENAZE NAMAZI demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, HAKK’a YÜRÜME/UĞURLAMA ERKANIdır,
15- Alevi dilinde, HAYIRLI CUMALAR demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, CEM GECENİZ MÜBAREK veya KUTLU OLSUNdur,
16- Alevi dilinde, MÜCAHİT demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, BARIŞCI olmaktır,
17- Alevi dilinde, MUHARREM AYI demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, ON IKİ IMAM MATEM AYIdır,
18- Alevi dilinde, AYİN demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, ERKANdır,
19- Alevi dilinde, ÖLÜ YEMEĞİ demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, CAN AŞIdır,
20- Alevi dilinde, KIRK YEMEĞİ demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, KIRK CAN LOKMASI veya AŞIdır,
21- Alevi dlinde, DEFİN ETMEK demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, TOPRAĞA SIRLAMAKtır,
22- Alevi dilinde, AŞURE YEMEĞİ demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, AŞURA CAN AŞIdır,
23- Alevi dilinde, ORUÇ TUTUYORUM demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, AĞZI MÜHÜRLÜYÜMdür,
24- Alevi dilinde, IFTARIMI AÇIYORUM demek doğrumu? Hayır. Doğru olan, AĞIZ MÜHRÜMÜ AÇIYORUMdur,
25- Alevi dilinde, KURBAN KESMEK demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, KURBANI TIĞLAMAKdır,
26- Alevi dilinde, AHİRET demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, HAKİKAT ALEMİdir,
27- Alevi dilinde, YÜZ YÜZE demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, DİDAR DİDARA, CEMAL CEMALEdir,
28- Alevi dilinde, BAŞINIZ SAĞ OLSUN demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, ACINIZI PAYLAŞIYORUMdur,
29- Alevi dilinde KARIM demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, EŞİTİMdir,
30- Alevi dilinde, alim zatlara HACI demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, HACEdir,
31- Alevi dilinde, CEMAAT demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, CANLAR TOPLULUĞU veya COMATdır,
32- Alevi dilinde, ELHAMDULİLLAH IYİYİM demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, ALLAH EYVALLAH İYİYİM CANdır,
33- Alevi dilinde, SELAMÜNALEYKÜM demek var mıdır? Hayır. Doğru olan, VAKİTLER AŞK OLSUN ERENLERdir,
34- Alevi dilinde, İLAHİLER veya TÜRKÜler demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, DEYİŞ, DUAZ-I IMAM, MERSİYE, NEFES veya TEVHİDdir, 
35- Alevi dilinde, MÜSLÜMANIZ demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, ISLAMIZdır.
36- Alevi dilinde, AND veya YEMİN demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, IKRAR EDERİMdir.
37- Alevi dilinde, MUMU YAK demek doğru mudur? Hayır. ÇERAĞI UYANDIRdır,
38- Alevi dilinde, MUMU SÖNDÜR demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, ÇERAĞI SIR ETdir.
39- Alevilerde, duaya dururken ELİNİ AÇMAK doğru mudur? Hayır. Doğru olan, ELİNİ GÖNLÜNE koymaktır.
40- Alevi dilinde, ÖLÜM YILDÖNÜMÜ demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, HAKK’A YÜRÜME YILDÖNÜMÜdir.
41- Alevi dilinde, Cenaze erkanında TEKBİR demek doğru mudur? Hayır. Doğru olan, BİRLEMEK demektir.
42- Alevi ulularına, HACI veya HOCA hitabı doğru mudur? Hayır. Doğru olan hitap, HACE hitabıdır.
Ve siz canlar, eklemeye devam edebilirsiniz. Aşk ile Huu...

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

Bismişah, Allah  Allah!
Allah Muhammed Ali,

Pirimiz üstadımız Hünkar Hace Bektaş-ı Veli,
Bekleye, saklaya, göre, gözete, neyleyim, nideyim dedirtmeye.
Hastalara şifa, dertlilere deva, şefaat senden ya Resulullah. 
Deryada, denizde, topta tüfekte, girdapta, ya Ali carımıza diyenin carına,
Imdadımıza diyenin imdadına yetişesin,
Darda buğda koymayasın. 

Cemi cümle ümmeti Muhammed ile,
Eşimizin, dostumuzun, mühübümüzün
Ağız tadlarını bozmaya, elem keder vermeyerek,
Her daim için iyi günlere çıkmamızı nasip eyle ya Rabbim. 

Pir Imam Hüseyin aşkına; Cem geceniz mübarek, ibadet ile dua eden, çerağ uyandıran cümle canların dilde dilekleri ve gönülde muradları kabul ola. 

Dualarımız, hasta olan canlarımızın derdine derman ile şifa ola.
Zorda, darda olanlara, sağlıklı ve huzurlu günler nasip ola.
Hakk’a göçmüş canların ruhu şad ve mağrifeti bağışlanmıș ola.
Okuyan insanların zihni açık, başarıları daim ola,
Zorda olanlara, Yetiş carımıza diyenlere sen yetiş ya Bozatlı Hızır! 

Temenimiz, insanlık alemininin kötü günlerden kurtulup sağlıklı ve huzurlu günlere ulaşmasıdır.
Allah Allah, dil bizden kabulü Canab-ı Hakk’tan ola... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Selam olsun sana, Ey Şehitler Şahı Imam Hüseyin...
Hakk için kendini kurban eyleyen,
Şahı Merdan oğlu Imam Hüseyin.
Cümle erenlere ferman eyleyen,
Erenler serveri Imam Hüseyin.

Muhammed Ali'nin çeşmi çerağı,
Erenler bağının bir gülü bağı,
Ciğerler paresi gönül durağı,
Gözlerimin nuru Imam Hüseyin.

Pir Sultan Abdal 

680 yılında, babası Muaviye’nin ölümüyle halifeliğe geçen Yezid; Imam Hüseyin’in kendisine biat etmesini istemiştir. Bunun tek sebebi, Imam Hüseyin’in iktidarda hak talep etme korkusu olmuştur. Fakat Imam Hüseyin, Yezid’e biat etmeyeceğini söylemesi üzerine Imam Hüseyin ve Ehli Beyt’ine haksızlıklar, zulümler kat be kat artmıştır.  

Yezid’in, Ehli Beyt’e yaptığı haksızlıkları karşısında halk arasında huzursuzluk ve ayrışmalar başlamıştır. Halk arasındaki ayrışma ve kargaşıklıkları önlemek için, Imam Hüseyin Medine’den Kufe’ye göç etmeye karar verir. 

Imam Hüseyin’in yakın dostları, Imam Hüseyin’in Kufe’ye doğru yola çıkmadan evvel; “Ya Hüseyin! Gel, gitme. Kufelilere güvenilmez. Kufelilerin gönlü senden, kılıçları Yezid’ten yanadır” demişlerse de Imam Hüseyin, kararından vaz geçmemiş ve “Hüküm, yanlız Allah’ındır” demiştir.  

Sonuçta Imam Hüseyin, O’nun ev halkı ve yakın dostları Kufe’ye doğru yola koyulmuşlardır. Yezid’in emri üzerine, Kufe valisi Ubeydullah bin Ziyad öncülüğünde Ehli Beyt’in konaklandığı kampın etrafı çevirilerek kuşatma altına alınırlar.  

Savaştan ve kan dökülmesinden yana olmayan Imam Hüseyin ve dostları; Yezid ordusuna hitaben konuşmalar yapmışlardır. Imam Hüseyin’in konuşmasından etkilenen Yezid’in komutanlarından Hür, Imam Hüseyin’in saflarına katılmıştır. 

Ve onurlu bir direniş sonucunda Muharrem Ayı’nda, 10 Ekim 680 günü Imam Hüseyin ve dostları katledilir. Ubeydullah bin Ziyad emri üzerine Imam Hüseyin’in cesedi atlara çiğnetilir, Ehli Beyt çadırları tarumar edilerek ateşe verilir. Ertesi gün, Imam Hüseyin ve şehid düşen dostları toprağa verilir. Sağ kalan Ehli Beyt kadın ve çocukları ise, yargılamak üzere Şama gönderilirler.  

Selam olsun sana, Muhammed Ali’nin emaneti,
Selam olsun sana, Fatma-tüz Zehra Ana kuzusu,
Selam olsun sana, Insanlık onuru Imam Hüseyin. 
Ya Cenab-I Hakk!

Hz.Muhammed Mustafa’ya, Şahı Merdan Ali’ye, ve Ehli Beyt’ine rahmet, dua ile esenlikler eyle.
Şahı Merdan Ali’den üstün yiğit, Zülfikardan üstün kılıç yoktur. 

Imam Hüseyin’e, O’nun soyuna ve dostlarına selam olsun! Mervan’dan yezid’e, Yezid’en günümüz yezidlerine yüz bin kere lanet olsun.
Aşk ile, gerçeğin demine Huu… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Sorularla, Muharrem ile Matem Ayı ve Kerbela katliamı...  
1- Imam Hüseyin deyince, aklınıza ne geliyor?
2- Pir Imam hüseyin ve Kerbela şehitleri için tutulan matem ve orucun amacı nedir?
3- 10 Muharrem günü, neler olmuştur?
4- Kerbela’da, kanla yazılan mesaj nedir?
5- Kerbela katliamı denince, aklınıza ne geliyor?
6- Kerbela katliamının, sebebi nedir?
7- Imam Zeynel Abbidin denilince aklınıza ne gelir?
8- On Iki Imam Ayında, matem ve oruç kaç gündür?
9- On Iki Imam’lar, kimler tarafından şehit edilmiştir?
10- On Iki Imam Matem Ayı, neden her yıl on gün ileri geliyor? 
11- On Iki Imam Ayı’nda su, yemek ve bıcak konusunda ne düşünüyorsunuz?
12- On Iki Imam matem ayında, dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
13- Muharrem ile On Iki Imam matem ayı kutsallığı nedir?
14- On Iki Imam Ayı’ında, neden matem ve niçin oruç tutulur?
15- Kerbela matemı ile Orucun, amaç ve nitelikleri nelerdir?
16- Alevi oruçlarında sahura kalkmak var mıdır?
17- Niyetliyim veya ağzım mühürlü ve ağzımın mührünü açıyorum manaları nedir?
18- Matem ile yas arasındaki fark ve manası nedir?
19- Matem ayında su, et, eğlence, aşırı isteklere yönelik alınmış önlemlerin sebebi nedir?
20- Muharrem ayı’nda, neden 10 gün değilde 12 gün Matem ve Orucu tutuluyor?
21- 10 gün Muharrem orucu ve 12 gün matem ile matem orucu arasındaki fark nedir?
22- Neden Fatma-tüz Zehra Ana orucu tutulur?
23- Neden On Dört Masum-u Pak orucu, tutuluyor?
24- Alevilerde Aşura’nın, anlam ve önemi nedir?
25- Aşura ile Aşure arasındaki fark nedir?
26- Hicri Takviminin başlangıcı ne zamandır?
27- Allah’a mı, yoksa nefsimize mi uyacağız?
28- Insanlık onurunu, ihlal etmemek ve korumak için ne yapmak gerekir?   

1- Imam Hüseyin deyince, aklınıza ne geliyor?
Cevap: Aklımıza mazlumluğun, inanmışlığın, onurlu yaşamın, haksızlığa karşı direnmenin, baş kaldırmanın sembolü ve Hakk ile hakikat için bedel ödemek gelir. Diğer bir deyimle Zalimin karşısına çıkıp; Sen "haksızsın" diyen, kendisine biat etmeyen, her zalimin karşısına çıkan birilerinin olduğunu gösteren ulu bir şahsiyet gelir. 

Dolayısıyla Insanlık tarihinde, Imam Hüseyin; Mazlumdan yana, zalim ve haksızlığa karşı boyun eğmeyip direnişin sembolü olmuştur. Yezid ise; Zulmün, haksızlığın, çirkefliğin, onursuzluğun ve lanetlemişliğin sembolü olmuştur. 

2- Pir Imam hüseyin ve Kerbela şehitleri için tutulan matem ve orucun amacı nedir?
Cevap: Matemin amacı; * Insanlık onuruna sahip çıkmaktır,
* Insanlık suçu olan Kerbela ve Kerbela gibi katliamların işlenmemesi için hatırlamak ve hatırlatmaktır.
* Insan olduğumuzu hatırlamak, insanı sevmek ve kutsamaktır,
* Yapılan zulümlerin tekrarlanmaması için insani, görev ve sorumluluğun farkına varmaktır,
* On Iki Imam matem ayında, hiç bir canlıya eziyet etmemektir,
* Haftalarca aç, susuz kalmanın ne olduğunu ruhen hissetmek ve nefsi kötülüklerden arındırmaktır. 

Orucun amacı ise: Imam Zeynel Abbidin’in Kerbela katliamından kurtulmasıyla birlikte Şahı Merdan Ali’nin, On Iki Imam’ın soyunun devam ettiğinden dolayı Allah’a şükretmek ve kendisine, şükranlarımızı sunmaktır.  

Diğer bir deyimle Pir Imam Hüseyin, Kerbela şuhedaları ve diğer On Bir Imamın çektikleri acıları hatırlamak, hissetmek, anmak ve ruhen yaşamaktır. Bu ve bu gibi acıların bir daha yaşanmaması için hatırlamak, unutturmamak ve insanlık onuruna sahip çıkmaktır.  

Dolayısıyla matem ve orucun amacı, kendine eziyet etmek değildir; Insanlık suçu olan katliamların, zulümlerin, kötülüklerin eziyetlerin tekrarlanmaması için hatırlatmak, anmak ve unutmamaktır.  

3- 10 Muharrem günü, neler olmuştur?
Cevap: Kerbela sahrasında, Yezid’in emri ile ve Şimir tarafından Imam Hüseyin ile birlikte 72 yareninin şehit edildiği insanlık tarihinde ki kara gündür; Matemin tutulduğu, ağıtların yakıldığı, Duaz-ı Imamların söylendiği, mersiyelerin okunduğu, göz yaşlarının akıp sel olduğu gündür.  

4- Kerbela’da, kanla yazılan mesaj nedir?
Cevap: Kerbela katliamı; Aradan asırlar geçse de unutulmayacak kadar derin, anlamlı ve öğreticidir. Iyi ile kötünün, Mazlum ile zalimin, Onur ile onursuzluğun, Aydnlık ile karanlığın, ilim ile cehaletin hesaplaşmasıdır. Pir Imam Hüseyin Kerbela’da; Iyiliği, Mazlumu, Onuru ve Aydınlığı temsil etmiştir. Yol evlatları; Sorumluluğu gereği Kerbela katliamını, unutmamak ve unutturmamaktır. 

5- Kerbela katliamı denince, aklınıza ne geliyor?
Cevap: Kerbela katliamı denince aklımıza Insanlık dıramı, acı, hüzün, keder ile birlikte Pir Imam Hüseyin’in, mazlumdan yana zalime karșı verdiği mücadele ve O’nun, onurlu duruşu geliyor. 

6- Kerbela katliamının, sebebi nedir?
Cevap: Bu katliamın sebebi Şehidler Şahı Pir Imam Hüseyin’in Yezid’e biat etmemesidir.

Muaviye oğlu Yezid’in kendi saltanatına rakip gördüğü Pir Imam Hüseyin’den biat almak için aç, susuz bırakılarak insan aklının kabul edemiyeceği bir dıramla; 10 Ekim 680 tarihinde, bugünkü Irak sınırları içindeki Kerbela şehrinde Pir Imam Hüseyin ve 72 yarenleriyle birlikte katletmişlerdir. 

7- Imam Zeynel Abbidin denilince aklınıza ne gelir?
Cevap: Kerbela katliamından kurtulan tek erkektir. Ehli Beyt ve On Iki Imam nesli, kendisinden devam etmiştir. 

8- On Iki Imam Ayında, matem ve oruç kaç gündür?
Cevap: Alevilerin, matem ve matem orucu; 10 gün değil, 12 gündür ve 13’cü günde Aşura yapılır. 

Bazı Alevi canlarımız, Muharrem Ayı’nın onuncu gününde Aşura yaparlar.
Bu konunun netleşmesi ve daha iyi anlaşılaşılabilmesi için; Muharrem ile On Iki Imam Ayında tutulan Oruç ve Matemi doğru algılamakla mümkündür.

Oruç günleri sayısı,tToplam 16 gündür;
3 gün, On Dört Masum-u Pak orucu,
1 gün, Fatma Ana orucu ve 12 gün, On Iki Imam matem orucudur.

9- On Iki Imam’lar, kimler tarafından şehit edilmiştir?
Cevap: Emevi, Abbasi ve Kureyş Arap hanedanların teşvikiyle çeşitli entrikalarla zehirletilerek şehid edilmişlerdir. 

10- On Iki Imam Matem Ayı, neden her yıl on gün ileri geliyor? 
Cevap: Bütün tarıhçiler, 10 Muharrem’i Hicret’in 61. yılı olarak ve Miladi, 10 ekim 680 tarihinde Kerbela vakasının gerçekleștiğinde hem fikirdirler.  

Miladi değişmeyen sabit takvimde, bir yıl 365 gün ve 6’tı saattir. Hicri takvimde ise, bir yıl 355 gün ve 6’tı saattir. Hicri takvim, Miladi takvime göre her yıl takriben on bir gün ileri geliyor. Hicri takvim, Hz.Muhammed Mustafa’nın zamanında kabul edildiği için islam ümmeti Hicri takvimi kullanırlar. Onun için de islam ümmeti, tüm bayramlarını Hicri takvimine göre yaparlar. Her yıl on gün ileri gelişinin sebebi de budur.

Aleviler, Matem orucunu; „Imamların soyu” Dünyada devam ettiği için, şükür orucu olarak tutarlar. On Iki Imamların doğum ve ölüm günlerine bakarsanız, senenin bütün aylarına serpilmiştir. Muharrem orucu her sene on gün ileriye gitmesiyle 36 yılda, bütün senenin aylarında Matem orucu tutulmuş olacaktır. Bu dönüşüm sonucu, bütün imamların doğum günlerinde şükür orucu tutulmuş olacaktır. Bu vesileyle Hakk’a yürüdükleri günde de matem tutulmuş oluyor. Bundan daha mükkemel ne olabilir ki?


Yanlız bunun altını çizmek gerekir. Bir takım, „Bana illahi emirler geliyor“ diyen yazarlar. Bunlar, hiç bir kaynağa dayanmadan bir takım safsatalar ile Hicri Muharrem ayında olan Kerbela vakası’nı, Miladı takvime göre Mart ayı olarak sabitleştirme gayretindedirler. Ancak verilen kaynakları iyi ve dikkatli okuyun lütfen. Muaviye’nin ölümü Miladi tarihe göre, 26 mart 680 veya 4 nisan 680 tarihidir. Bütün dünya tarihçileri bu tarihte birleşirler. Dikkatinizi çekerim: Mart ayının son yarısı Muaviye’nin ölümüdür. Her yıl 26 mart ve 4 nisan tarihinde tutulan matem, Muaviye’nin anısına tutulmuş olacaktır ki bunlar ince oyunlardır. 

11- On Iki Imam Ayı’nda su, yemek ve bıcak konusunda ne düşünüyorsunuz?
On Iki Imam matem ayında; Matem ve oruca niyet konusunda sağlık (ilaç, şeker, ve benzeri) durumları, mesleki durumlar gibi zorluklar ve sorumluklar doğal olarak ihmal edilmemelidir. Matem ve matem orucu sağlığımızı bozmayacak, okul ve iş yaşamımızı aksatmayacak biçimde gönül rızalığı ile yerine getirilmeli ve tutulmalıdır. 

Matem ve oruçdaki amaç, nefse hakim olmaktır. Dolayısıyla Kerbela katliamını; Beyinde, kalpte ve yürekte his etmek için nefse hakim olmaktan geçer. Lakin, metropollerde iş şartları göz önünde tutulursa, istisnalar olabilir. Her kes mümkün oldukça, tüm zorluklara rağmen, belirtilen şartlar doğrultusunda hizmetini yerine getirilmelidir. 

Su hakkında…
Matem ve oruç boyunca su içilmez. Vücudun su ihtiyacını; Meşrubat, çay, ayran, vs. ve sulu yemeklerle karşılanmalıdır. 

Yemek, hakkında...
Et ve etli yemeklerden uzak durulmalıdır.
Bunların yerine bir çok yemek çeşitleri söz konusudur. Fakat etsiz yapamam, yaşıyamam diyenler oruç tutmaktan uzak durmalıdır. Çünkü matem ve oruç, rızalık işidir. Kişinin rızası olmadan tutmuş olduğu oruç, zaten anlamına ters ve doğru değildir.

Bıcak hakkında…
Matem ayında sembolik olarak mümkün oldukça bıcak kullanılmmalıdır. Çünkü Pir Imam Hüseyin’in kutsal başını, bıcakla bedeninden kesip ayırmışlardır. Aynı zmanda soğan, sarmısak gibi sebzelerin de başları kesilmemelidir çünkü can taşıyorlar.   

12- On Iki Imam matem ayında, dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
Cevap: Öncelikle șunu belirtelim ki birilerini kontrol etme veya dayatma gibi bir durum sözkonusu değildir. Sadece tavsiyedir. Uyulur veya uyulmaz, tamamen insanların kendi niyet, düșünce ve durușuyla alakalıdır. 

On Iki Imam ayı; “Matem, matem orucu” ayı olarak algıladığımız için, yolumuzun edep erkan ve inancımızdaki değerlere saygılı olmak üzere;

1- Her türlü eğlence, gösteri, sevinç ve zevk verici davranışlardan uzak durulmalı. Matem ayı boyunca; Düğün, nişan, sünnet, doğum günü, vs. yapılmaz ve katılmayalım.
2- Uyuşturucu madde ve Alkol benzeri zevk verici maddelerden kaçınılmalı ve matem ayı boyunca et ve etli yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Muhharem ayının 10’cu günü Imam Hüseyin’in mübarek başı bıçak ile gövdesinden ayrıldığı için; Mümkün oldukça bıçak ve benzeri kesici alertlerin kullanılmasını önleyelim.

3- Matem ayı boyunca, eşler arasınsda nefsani cinsel ilişkilerden uzak duralım.
4- Mümkün oldukça su içilmemeli. Vücudun su ihtiyacı; Ayran, çay, meyve suları ve meşrubatlarla giderilmeli.
5- Arkadaşlarınızdan ve dostlarınızdan aldığınız parti ve eğlence davetlerini kabul etmeyelim. Gerekçesini, davet sahiplerine usulca kendilerine anlatılmalı.
6- Matem gereği süs ve süslenmelerden, gösteriş ve lüks özentilerden uzak durulmalı.
7- Yaşadığımız ortama göre, imkanlarımız ve olanaklarımız elveriyorsa, saç sakal tıraşı yapmayalım.
8- Matem, birlik ve beraberlik aşkı içinde; Dargınlık ve kırgınlıklar varsa barışılmalı, hoşgörülü olmalım.
9- On Iki Imam için tutulan matem ve matem orucundaki amaç, nefse hakim olmaktır. Dolayısıyla Kerbela katliamını; Beyinde, kalpte ve yürekte his etmek için nefse hakim olmaktan geçer. Fakat, metropollerde iş şartları göz önünde tutulursa, istisnalar olabilir. Her kes mümkün oldukça, tüm zorluklara rağmen, belirtilen şartlar doğrultusunda hizmetini yerine getirilmelidir.
10- On Iki Imam matem ve matem orucu ayında; Belirtilen usüller doğrultusunda davranmak her Alevi can için, manevi değerlerimize sahip çıkmak bir insani görevdir, sorumluluktur. Ancak; sağlık (ilaç, şeker, ve benzeri) durumları, mesleki durumlar gibi zorluklar ve sorumluklar doğal olarak ihmal edilmemeli. Matem ve matem orucu sağlığımızı bozmayacak, okul ve iş yaşamımızı aksatmayacak biçimde gönül rızalığı ile yerine getirilmeli ve tutulmalı.
11- Niyet, oruç veya ağız mühürü açmak için, güneş ufuktan kaybolmama şartı ile havanın kararması dikkate alınır. Şayet bu mümkün değil ise, yörenin saat düzeni dikkate alınır. Bunun dışında saat, dakika ile niyet, oruç açmak veya sahura kalmak gibi dayatmalar; On Iki Imam matem ve matem orucu geleneği ile bağdaşmaz.
Güneşin tam batmaması gerekçesi; Imam Hüseyin’nin mübarek başı, güneş batmak üzere iken katil Şimr tarafından vücudundan ayırarak katledilmiş olmasıdır.
12- Durumu özetliyecek olursak, nasıl ki yakınlarımızdan birini kaybettiğimiz zaman, onun acısı ve matemi ile bir zaman kederli, üzüntülü günler yaşıyorsak, işte bu on iki gün oruç boyunca da aynı duygularla davranmalıyız. En önemlisi ve iyi tarafı da, devamlı ibadet halinde olmaktır.

Bu kurallara uymak kendi onurunu yüceltmek, nefsini yenmek demektir yani kısacası iyide yapsak kötüde yapsak kendimiz içindir. 

13- Muharrem ile On Iki Imam matem ayı kutsallığı nedir?
Cevap: Muharrem Ayı’nın kutsallığı…
Muharrem ayı, Hicri takviminin birinci ayıdır. Farsça’da onuncu güne, „Aşura“ denir. Aşura demek. “on” demektir. Tarihi kaynaklara göre Arap, Israil, Fars milletleri tarafından Muharrem ayının onuncu günü yani Aşura kutsal kabul edilen bir ortak değer olmuştur. Tarihler bugünün değerini ve kutsallığını, bir çok Peygamberin kurtuluşa ve selamete erdikleri gün olarak verirler.  

Hz.Muhammed Mustafa‘dan evvel gelen Peygamberler de bu kutsal günde, yüce Allah’a şükür ve senalarını ifade etmek için oruç tutmuşlar ve Nuh Peygamber’in kurtuluş çorbasından pişirip, fakir fukarayı doyurmuşlardır.  

Allah’ın rızasını kazanmak için, Hz.Muhammed Mustafa ile Şahı Merdan Ali de Muharrem Ayında on gün oruç tutmuşlar ve çorbalarını pişirip, hayır ile ihsan yapmışlardır.  

Bütün tarihler Allah’ın, Kerbela olayına kadar olan zaman dilimi içerisinde Muharrem Ayında; On peygamberine, on değişik ikram ve ihsanda bulunmuştur. On Peygambere bağışlanmış ikram ve sebepleri…
1. Hz.Adem peygamberin tövbesi, bugünde kabul edilmiştir.
2. Hz.Nuh peygamberin gemisi, bugünde tufandan kurtulmuş rivayete göre Cudi Dağı’nda karaya oturduğu rivayet edilir.

3. Hz.Davud peygamberin tövbesi, bugünde kabul edilmiştir.
4. Hz.Musa peygamber, bugünde denizi yararak Mısır Kıralı Firavun’dan kurtulmuş ve Firavun’un ordusu ise, dalgalara kapılıp denizde boğularak ölmüşlerdir.
5. Hz.Yunus peygamberin, bugünde Balığın karnından kurtarılmıştır.
6. Hz.Yusuf peygamber, bugünde kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan kutarılmıştır.
7. Hz.Ibrahim peygamber’in oğlu Ismail peygamber, bugünde doğmuştur.
8. Hz.Yakup peygamberin, oğlu Yusuf’un hasretinden kör olan gözleri, bugünde tekrardan görmeye başlamıştır.
9. Hz.Eyyub peygamber, bugünde hastalığına şifa bulmuştur.
10. Hz.Isa perygmber, bugünde dünyaya gelmiş ve yine bugünde semaya yükselmiştir. 

On Iki Imam, matem ayı ve kutsallığı...
On Iki Imam, matem ayı; Kurban bayramının birinci gününden başlayarak, 20 gün sayılır. 20’ci günün akşamı, matem ve oruca niyet edilir.   

Alevi inancında Kerbela vakasıyla özdeşleşen, on günlük bir Muharrem orucu vardır. Muharrem orucu ile Kerbela katliamı şehitlerine tutulan matem ve oruç öylesine iç içe geçmiştir ki, birini diğerinden ayırmk mümkün değildir. 

Aleviler, On Iki Imam ayında matem tutarlar. Oruç ise, Kerbela katliamında; Imam Zeynel Abbidin’in sağ olarak kurtulup On Iki Imam neslinin devam ettiği için Allah’a, şükür orucu tutmaktadırlar. 

Matem, Kerbela’da şehid edilen Imam Hüseyin, On Dört Masum-u Pak, Kerbela şehitleri ve Arap Emevi hükümdarlarınca zalimce katledilen On Bir Imam anısına tutulan yastır, üzüntüdür, kederdir, tepkidir.

Dolayısıyla Aleviler, on iki gün matem ve matem orucu tutarlar. 13 günde, Imam Hüseyin’in can yemeği olan Aşura ve Lokma erkanı yaparlar. Yüzyıllardır Ehli Beyt’e ikrar veren yol evlatları, bu matemi tutmaktadırlar.  

Aşura can yemeğine gelince…
* Muharrem Ayının ongünlük orucun ardında yapılan Aşura, Hakk’a şükür yemeğidir.
* On Iki Imam Ayı, matem ve orucu sonunda yapılan Aşura ise, Imam Hüseyin ve Imam Hüseyin’in şahsında cümle şethitlerin can yemeğidir. 

14- On Iki Imam Ayı’ında, neden matem ve niçin oruç tutulur?
Cevap: Muharrem ayında, Orucu ve matemi üç boyutta ele almak gerekir; 1. Muharrem orucu, 2. Imam Zeynel Abbidin orucu ve 3. Imamların matemidir. Çünkü Muharrem Ayının kendi içinde bir de On Iki Imam matem ayı vardır. Şöyle ki Muharrem Ayı, bir annedir. Bu anne, doğum yapmış bir çocuk Dünyaya gelmiştir ve bu çocuğun ismi, Kerbela katliamıdır. 

Dolayısıyla Alevi inancında Kerbela vakasıyla özdeşleşen, on günlük bir Muharrem orucu vardır. Muharrem orucu ile Kerbela katliamı şehitlerine tutulan matem ve oruç öylesine iç içe geçmiştir ki, birini diğerinden ayırmk mümkün değildir. Dolayısıyla matem ile orucu, birlikte yaparlar. 

Fakat Muharrem ayı içinde bu rituelleri yerine getirirlerken, rituellerin farklı özelliklere sahip olduğunu bilmemekteler. Çünkü kendilerine sorulduğunda orucu da, matemi de, Kerbela şehitlerinin acısını yaşamak ve yaşatmak için tuttuklarını söylerler. Lakin neyi, niçin yaptıklarının bilincinde değildirler. 

Aleviler, On Iki Imam Ayı’nda orucu ve matemi birlikte tutarlar…
Oruç; Imam Zeynel Abbidin’in Kerbela katliamından kurtulması ve On Iki Imam soyunun kendisinden devam ettiği için şükür orucu tutulur ve aynı zamanda On Bir Imam’ın katledilmesi niyetine matem orucu tutmaktalar. Diğer bir deyimle keder, üzüntü, yas ile sevinci birbiriyle harmanlaştırılarak matem orucuna dönüştürülmüştür. 

Yezid’in emri üzerine, 10 Muharrem 680’de Kerbela’da Şimir zil Cevşen tarafında katledilen Imam Hüseyin ve 72 Kerbela şehitleri aşkına tutulan oruç, matem orucudur ve Imam Hüseyin’in niyetine bütün mazlumlara adanmıştır. 

Matem ise, Kerbela’da şehid edilen Imam Hüseyin, On Dört Masum-u Pak, Kerbela şehitleri ve Arap Emevi hükümdarlarınca zalimce katledilen On Bir Imam anısına tutulan yastır, üzüntüdür ve tepkidir. 

Diğer bir deyimle Aleviler, senenin 365 günü matem çekerler. Çünkü hiç bir gün yoktur ki, Ehli Beyt ve Ehli Beyt ümmeti katledilmemiş olsun. 

15- Kerbela matemi ile Orucun, amaç ve nitelikleri nelerdir?
1- Kerbela matemi, insanlık alemine aç ve susuz kalsan da onurlu yaşamanın mesajını vermiştir.
2- Insanlık için haksızlığa, zulme karşı baş eğmemeyi ve ayağa kalkmayı öğretmiştir.
3- Bir bütün olarak iyi ile kötü, aydınlık ile karanlık, ezen ile ezilen, inaçlı ile inançsız ve zalim ile mazlumun davasını ortaya koymuştur.
4- On Iki Imam, matem ve orucunun amacı, insanlık onuruna sahip çıkmaktır.
5- Insanlık suçu olan Kerbela ve Kerbela gibi katliamların işlenmemesi için hatırlamak ve hatırlatmaktır.
6- Insan olduğumuzu hatırlamak. Dolayısıyla insanı, sevmek ve kutsamaktır.
7- Yapılan zulümlerin tekrarlanmaması için, bir insan olarak görev ve sorumluluğumuzun farkına varmaktır.
8- On Iki Imam yüzü suyu hürmetine, hiç bir canlıya eziyet etmemektir.
9- Haftalarca aç, susuz kalmanın ne olduğunu ruhen hissetmek ve nefsani kötülüklerden arınmak için oruç tutmaktır ve
10- Adam gibi adam duruşu için, oruç tutmaktır. 

16- Alevi oruçlarında sahura kalkmak var mıdır?
Cevap: Arapça „sḥr” kökünden gelen “saḥur” “Tan ağarması” demektir. Türkçe karşılığı ise; "seher vakti yenen yemek" demektir. Gün doğmadan önce yenilen yemeğin adıdır. Bu durum, alevi oruçları için geçerli değildir. Yani sabahın köründe kalkıp middeyi tıka basa doldurmak, tutulan orucun amacına terrs düşmektedir. 

17- Niyetliyim veya ağzım mühürlü ve ağzımın mührünü açıyorum manası nedir?
Cevap: Niyet, maksad ve irade anlamına gelir ki; Fiile bağlı yani belli bir eylem için, yapmayı istemektir. Örneğin orucu tutmaktır. Ağıznı mühürlemek anlamı; Ağzını, Dünyevi nimetlere kapamaktır yani yemeden içmeden kesilmektir. Ağzın mühürünü açmak ise, yemek ve içmektir. 

18- Matem ile yas, arasındaki fark ve manası nedir?
Cevap: Matem, Arapça bir sözcüktür ve Türkçe karşılığı, yastır.
Manası ise: Ölümden, ayrılıklardan, çaresizlikten veya bir felaketten doğan acı ve bu acıyı belirten davranış halidir. 

19- Matem ayında su, et, eğlence, aşırı isteklere yönelik alınmış önlemlerin sebebi nedir?
Cevap: Matem Ayında tutulan oruçlar, normal diğer oruçlar gibi tutulmaz. Bunun nedeni, Kerbela’da gerçekleştirilen Ehli Beyt katliamı, insanlık tarihinin yüreğinde silinmez bir iz bırakmıştır. Kerbela katliamına, matem olgusunun eklenmesiyle birlikte ister istemez bazı önlemleri de beraberinde getirmiştir. 

On Iki Imam matem orucunun başlamasıyla eğlence yerleri kapatılır. Eğlence yapılmaz. Kan akıtılmaz, can incitilmez, düğün, nişan, sünnet ve benzeri eğlence türü kutlamalar yapılmaz. Et yenilmez, su içilmez, insana zevk veren her türlü eylemden sakınılır. Çünkü bu bir matemdir. Bundan dolayıdır ki, matemin ruhuna uygun davranılmaya çalışılır. Özellikle su içmeyerek Kerbela da şehit edilen Pir Imam Hüseyin ve yakınlarının susuzluk ızdıraplarına ortak olmaya, o çileyi hissetmeye çalışılır. 

Oruç boyunca su ihtiyacı, sulu gıdalardan alınarak herhangi bir sağlık sorunuyla karşılaşılması önlenmine gidilir. Fakat mümkün olduğunca, saf su içmemeye çalışılır. Bununla birlikte saç-sakal kesilmemesi, bıçak türü keskin aletlerin kullanılmaması, yumurta-soğan-sarmısak gibi can taşıyan herhangi bir nesnenin incitilmemesi, ağacın bir dalının bile kırılmasının yasaklanması gibi hassasiyet ön plandadır. 

20- Muharrem ayı’nda, neden 10 gün değil de 12 gün Matem ve Oruç tutuluyor?
Cevap; Çünkü yapılan matem ve tutulan oruçlar, çeşitli zamanlarda katledilen On Iki Imam’ın matem ile orucudur. Matem ile orucun tutulması; 10.10.680 yılında Pir Imam Hüseyin’in, Masum çocukların ve Kerbela şehitlerinin katledilişleri, Muharrem Ayı’nın onuncu gününde gerçekleştirilmiştir. Ancak on iki günlük matem ile orucun, Peygamberlerin yüzü suyu hürmetine tutulan 10 günlük Muharrem orucuyla hiç bir alakası yoktur. 

21- 10 gün Muharrem orucu ve 12 gün matem ile matem orucu arasındaki fark nedir?
Cevap: Muharrem Ayı’nı önemli kılan üç neden vardır…
1- Hicri takvimi başlangıcı,
2- Çeşitli dini sebeplerden ötürü tutulan oruç ve
3- Kerbela katliamıdır. 

Bu üç nedenlerden Kerbela katliamının verdiği acı, keder, zulüm, açlık, susuzluk ve sefalet gereği öne çıkmıştır. Dolayısıyla Muharrem ayının onuncu günü olmuş olaylar, Pir Imam Hüseyin ile Kerbela Şehitlerinin şahsında birlenmiş ve tek vücut olmuştur. 

Dolayısıyla Muharrem ayında Peygambelerin başına gelmiş olan kötü olaylar, sevinç ve mutlulukla sonuçlanmışmıştır. Yaşadıkları mutluluktan ötürü, Allah’a şükür orucunu tutmuşlardır. 

Fakat Muaviye OğluYezid’in ordusu tarafından On Muharrem günü yürekleri dağlayan, hüzüne boğan ve zalimce katledilen; Pir Imam Hüseyin, Masum çocuklar, beraberindeki 72 Ehli Beyt ve onların gönül dostlarının yüzü suyu hürmetine tutulan oruçla birlikte yapılan matemdir. 

22- Neden, Fatma-tüz Zehra Ana orucu tutulur?
Cevap: Sevgili babasına, eşitine(kocasına), evlatlarına, kendisine ve babasının ümmetine yapılan zulümleri, hakaretleri, ihanetleri, vs. bütün bunları sinesine çekip; Inancında, itikatinde, yolunda taviz vermeyen; Aç ile susuz geçirmiş olduğu günler, Mazlumların, yetimlerin annesi Fatma-tüz Zehra Ana’nın yüzü suyu hürmetine tutulur.   

23- Neden, On Dört Masum-u Pak orucu, tutuluyor?
Cevap: Kerbela katliamında Ehli Beyt’in küçük yaşta şehit düşen, Ondört Masum çocukların aşkına tutulan oruçtur. Oruçla amaçlanmak istenen asıl amaç ise; Ehli Beyt’in Kerbela’da yaşadıkları açlık, susuzluk, çaresizlik, ihaneti ve halsizlik durumlarını yaşamak ve hisetmektir. 

Kerbela katliamında katledilen masumların şahsında Hakk Muhammed Ali yani insanlık yolunda; O günden günümüze dek haksız yere zalimce masum çocuk katledilmiştir ve bu masumları anmak için matem tutulması veya onları hatırlamak, bir göz yaşı dökmektir. 

24- Alevilerde, Aşuranın anlam ve önemi nedir?
Cevap; Islam aleminde, Nuh Tufanı’nda açlığı gidermek için farklı nimmetlerden pişirilmiş “şükür yemeği”dir.

Alevilerde ise; Imam Hüseyin’e atfen On iki Imam, On Dört Masum-u Pak ve Kerbela Şehitleri’nin anısına yapılan can yemeğidir. Diğer bir deyimle insanlık tarihinde açlığa karşı pişirilen “Şükür yemeği” ve zülme karşı direnen Pir Imam Hüseyin, Masum çocukların ve Kerbela Şehitleri’nin “Can yemeği” sıfatını almış ve sembolize etmektedir. 

25- Aşura ile Aşure arasındaki fark nedir?
Cevap; Aşura ile Aşure’nin anlamları...
Aşura kelimesi, Arapça’da “Onuncu gün” anlamına gelmektedir.

Aşura; Hz.Muhammed Mustafa’nın ciğer paresi, Şahı Merdan Ali ve Fatma-tüz Zehra Ana’nın sevgili oğlu Şehitler Şahı Pir Imam Hüseyin’in mübarek başının; 10 Muharem günü Kerbela sahrasında, lanetlik Muaviye oğlu Yezid‘in emriyle kesilerek ve 72 yaverleriyle birlikte şehit edildiği gündür. 

Dolayısıyla On Iki Imam aşkına; On Iki gün boyunca çekilen matem ve tutulan oruçlar sonunda pişirilen Aşura, Imamların can Aşıdır-yemeğidir. 

Aşure ise; Kimi tarihçilerin verileri doğrultusunda 10 Muharrem günü; Nuh peygamber gemisinin suların çekilip karaya oturduğu günde, 10 Muharrem’dir. Nimmetlerin tükenmesiyle yokluk ve açlık günlerinden sonra 10 Muharrem günü karada buldukları çeşitli nimmetler karışımı pişirilmiş çorbaya, Aşure denir. Günümüzde ise Aşure, aynı zamanda bir tür tatlı çeşididir. 

Dolayısıyla Can yemeği olan Aşura’nın ve karın doyurmak için hazırlanmış bir çorba, bir tatlı türü olan Aşure ile hiç bir alaksı yoktur. Bunun içinde Aşura ile Aşure’yi karıştırmamak lazım. 

Aşura; On Iki Imam aşkına pişirilen, can yemeğidir ve
Aşure ise; Çeşitli nimetler karışımı hazırlanmış bir çorba, bir tatlı türüdür. 

26- Hicri Takviminin başlangıcı ne zamandır?
Cevap: Hicri takvim(ay takvimi) Hz.Muhammed Mustafa'nın Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir. Hicri takvim ile miladi takvim(Güneş takvimi) arasında yılda takriben11 gün fark ediyor. 

Günin birinde Ramazan orucu ile On Iki Imam matem ayı ve diğer inanç günleri, bir birine denk gelmemesi açısından Aleviler, inanç günlerini hicri takvimini esas alaraktan yerine getirmekteler. 

27- Allah’a mı, yoksa nefsimize mi uyacağız?
Cevap: Muhammed Ali yolu, gönül ve rızalık yoludur. Gönülden ve rıza ile yapılan matemler, ibadetler, tutulan oruçlar Allah katında kabul ve makbuldur. 

Lakin, Gönülsüz, rızasız, göstermelik için, birilerinin hatırı için, kilo vermek için yapılan matemler, ibadetler ve tutulan oruçlar Allah’ın katında; hiç bir şekilde kabul ve makbul olmadığı gibi, Allah’ı kandırmak ve kendini aldatmaktan öteye de değildir. 

Matem, ibadet yaparken ve oruç tutarken; Herhangi bir nedenden dolayı yaralanma durumu olduğu zaman; Sağlıksal önlemler alınıp, yara tedavi edilmeli. Tedavisi yapıldıktan sonra niyete devam edebilinir. Orucun bozulma gibi bir olayı yoktur. Alevi inancında şekilcilik, katıcılık yoktur. Alevilikte, şekilsel yaklaşımdan önce, öze, manaya ermek vardır. Hak(doğru) olan da budur. Bir kanama, bir çizik, bir sıyırma kişiyi niyetinden alıkoyması doğru değildir. 

28- Insanlık onurunu, ihlal etmemek ve korumak için ne yapmak gerekir? 
* Yaşama hakkı; Yaşama hakkına sahip olmak. 
* Kişinin bedensel ve ruhsal dokunulmazlık hakkı; Kendi bedensel ve ruhsal dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkı. 
* Işkence, insanlık dışı onur kırıcı muamele veya ceza yasağı; Işkenceye, insanlık dışı onur kırıcı muamele veya cezaya tabi tutmamak. 
* Kölelik ve zorla çalıştırma; Insanoğlunun, kul veya köle olarak tutmamak ve zorla çalıştırmamak. 
* Özgürlük ve güvenlik hakkı; Kişinin özgürlük ve güvenlik hakkına saygı göstermek. 
* Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü; Düşünce, din ve vicdan özgürlüğü hakkına saygılı olmak. Bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü, din veya inancını tek başına veya topluluk halinde, aleni veya gizli olarak ibadet etme, öğretme, uygulama ve gereklerine uyma hakkının korunması. 
* Yasa önünde eşitlik; Herkesin, Yasa önünde eşitlik hakkına sahiptir. 
* Ayrımcılık yasağı; Cinsiyet, ırk, renk, etnik veya sosyal köken, kalıtımsal özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya başka herhangi bir görüş, bir ulusal azınlığın üyesi olma, hususiyet, doğum, maluliyet, yaş veya cinsel eğilim gibi herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılmaması önemsenmelidir. 
* Kültürel, dini ve dilsel çeşitlilik; Kültürel, dini ve dilsel çeşitliliğe saygı gösterilmelidir. 
* Erkek ve kadınlar arasında eşitlik; Erkek ve kadınlar arasında eşitlik, istihdam, çalışma hakkı zorunludur. 
* Çocuk hakları; Çocuklar, kendi refahları için gerekli olan koruma ve ihtimamdan yararlanma hakkı. Görüşlerini serbestçe ifade edebilme hakkına uyulmalıdır. 
* Yaşlıların hakları; Yaşlıların, onurlu ve bağımsız bir yaşam sürdürme ve sosyal ve kültürel yaşama katılma hakkına saygılı olmak.  
* Engellilerin toplumla bütünleştirilmesi; Engelli kişilerin bağımsızlıklarını, toplumsal ve mesleki yaşamla bütünleştirilmelerini, toplum yaşamına katılmalarını sağlamaya yönelik önlemlerden yararlanma hakkını tanıması önemlidir. v.s. 

Insanların, insanca yaşamaları için, insan değerlerinin ayak altına alınmaması için, yaşantısıyla, davranışlarıyla, cesaretiyle ölümü seçen Şehitler Şehidi Pir Imam Hüseyin sadece islam aleminde değil, bütün insanlık için görkemli bir abidedir. Dolayısıyla noksanlık özündedir doğruluk Hakk‘tandır. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Kurban erkanı üzerine...
Kurban kelimesinin anlamı Allah’a yakınlaşmak, rızasını, hoşnutluğunu kazanmak demektir. Yani, Allah’a manevi açıdan yakınlaşmaktır. Aslında sadece kurban keserek Allah’a manevi açıdan yaklaşılmıyor. 

Bir fakiri sevindirmek, bir yoksulun karnını doyurmak, insanlara sevgiyle yaklaşmak, okumak isteyipte imkansızlıktan okumayan öğrencileri okutmak, kısacası yoksulu ve fakiri sevindirmek, Allah’ın rızasını kazanmak demektir. Yani, kurban kesmeden de bunlar yapıldığında kurban yerine geçer. Kurban geleneği, Hz.Ibarahim’in oğlu Ismail peygamberi kurban etmesiyle başlamıştır. 

Hz.Ibrahim, çocuğu olmadığından dolayı Allah’a yakınırken, “yüce Allah’ım; Benim günahım neydi de bu kadar malım mülküm varken, soyumu sürdürecek bir evlad dahi vermedin bana?” diye yakınır. Canab-ı Hakk, Hz.İbrahim’in bu duasını kabul eder ve Hz.Ibrahime şöyle seslenir; “ya Ibrahim! Sana bir evlat vereceğim, sende dünyada ençok sevdiğini bana kurban edeceksin” demesiyle beraber kurban geleneğinin de, ilk temeli atılmıştır.

Ismail peygamber dünyaya geldiğinde Hz.Ibrahim şunu iyi anlamıştır ki, Dünyada ençok sevdiği oğlu Ismail’dir ve Allah’a vermiş olduğu sözünü de yerine getirmesi gerekiyordu. 

Ismail peygamber, 12 yaşına gelinceye kadar Hz.Ibrahim sürülerle koyun ve develer kurban kesmesine rağmen kabul görülmemiştir. Çünkü Dünyada en çok sevdiğini Allah’a kurban etmesi gerekiyordu. Her gece rüyalarına Allah’a vermiş olduğu söz geliyor ve Hakk dostu olan Hz.Ibrahim, nefsini yani benliğini yok etmeden Canab-ı Hakk’a varılamıyacağını anlamıştır. Böylece dünyada en sevdiği oğlu Ismail’i kurban etmekle elde ettiği bu gerçek manevi kavuşma uğruna Canab-ı Hakk tarafından gönderilen maddi bir kurban yani koç’u adadı ki, günümüze dek kurban kesme geleneğinin kökü buraya dayanmaktadır. 

Görülüyor ki asıl kurban, nefsini tığlamaktır...
Hz.Ibrahim nefsini yenmesi, Ismail peygamberi bıçak altından kurtarıldığına dair bir kutlamadır. Insanoğlunun kurban edilmeyişi insanlar arasında şükran, sevinç ve dileklerinin kabul edilmesi manasında o günden bu güne kadar bayram havasında kutlanarak gelmiştir.  

Bilindiği gibi Kurban denilince, aklımıza hayvan kesmek gelir. Allah’ın rızasına ulaşmak ve hoşnutluğunu kazanmak, sadece kurban kesmeklen mi mümkündür?  

Bakalım Kur’an, bu konu hakkında ne diyor?
Hacc Suresi, 37. Ayeti’nde(Abdullah Parlayan Meali); “Fakat unutmayın ki, onların ne etleri Allah’a ulaşır, ne de kanları. Fakan O’na ulaşan, yanlızca sizin iyi niyet ve samimiyetinizdir. Işte bu amaçla onları sizin yararınıza sunuyoruz ki, O’nun sizi doğru yola iletmesine karşılık, O’nun şanını yüceltip tekbir getiresiniz diye. Öyleyse güzel davrananları müjdele” diyor. 

Ve yine Kevser Suresi, 2. Ayet’te(Muhammed Esed meali) ise; “O halde, yanlız Rabbine ibadet et ve yanlız O’nun adına, kurban kes.” demektedir. 

Görüldüğü gibi kurban; Allah’a teslimiyetin, şükür etmenin, rızasını, hoşnutluğunu kazanmanın bir sembolü ve yakınlaşmaya, bir vesile olarak algılamasıdır. Yani iyi niyetle sunulan tüm maddi destek ve manevi yardımlar insanları memnun ettiği kadar Allah’ı da memnun etmiş olur. Demek ki Kul kuldan razı olursa, Allah ta kuldan razı olur. 

Görüldüğü gibi asıl kurban, nefsini tığlamaktır.
Hz.Ibrahim nefsini yenmesi, Ismail peygamberi bıçak altından kurtarıldığına dair bir kutlamadır. Insanoğlunun kurban edilmeyişi insanlar arasında şükran, sevinç ve dileklerinin kabul edilmesi manasında o günden bu güne kadar bayram havasında kutlanarak gelmiştir.  

Bakalım Genç Abdal Kurban konusunda, ne diyor?
Ayn-i cem de herkes muradın buldu
Donandı meçlisler nur ile doldu
Hep erenler evliyalar cem oldu
Bu dem bayramımız seyranımız var. 

Alevilerde kurban dendiği zaman, asıl kurban nefsini tığlamaktır. Çünkü Aleviler, dualarında “canım kurban tenim tercüman” diyerek ikrar verip ikrarında durmaktır. Ilim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda; El ele el hakka, Insan-i Kamil mertebesine erişip o meydana, gelmektir. 

Allah Allah deyip gel bu meydana
Can baş feda edip götür kurbana
Boyun eğip yüz sür Şahı Merdan’a
Erenler bu meydan er meydanıdır. 

Nesimi Kurban konusunda, şöyle der;
Canım erenlere kurban
Serim meydanda meydanda
İkrarım ezelden verdi
Canım meydanda meydanda 

Gerçek olan olur gani
Gani olan olur veli
Nesimi’yim yüzün beni
Derim meydanda meydanda 

Alevilerde, kurban-adak yapmanın kuralları vardır. Her can istediği anda veya zamanda kurban adıyamaz. Özelikle kurban kesecek canlar, aile içerisinde dargın küskün olmayacak, kurban-adak yaparken aile bir araya toplanıp herkes rızalık vermesi gerekmektedir. Çünkü Aleviler de rızasız lokma yenmez. Nasıl ki cemlerde rızalık verilmeden cem ayinleri/ibadetleri yapılmıyorsa, dedeler rızalık almadan Cem-i yapamıyorsa, kurbanda da aynı rızalık alınması gerekmektedir.  

Alevilerde, özellikle adak kurbanları herhangi bir canın bir dilek dilediğinde, bir kazadan kurtulduğunda, dilediği bütün dileklerinin kabul olmasından sonra kurban keserler. Bu kurbanıda kapı komşuya ve özelikle fakirlere dağıtırlar ki, et almaya gücü yetmeyenler ete kavuşmuş olurlar. Ikrar, kurbanları vardır. Bu kurbanlar da yapılacak bir cem esnasında gelen bütün canlara, cemde lokma olarak sunulur.

Kurban bayramında, Ismail peygamber aşkına adamış oldukları kurbanını kesmeden önce, ailesiyle birlikte bir dergahta kurban ibadeti yaparlar. Cem şeklinde cemal camale Mürşid veya Pirin karşısında, kurban Duazları söylenir ve secde yapılır.
 

Dergahların olmadığı yerde Pirini evine çağırır ve Pir, kurbanın duasını verir ve kurban tığlanır. Alevilerde bayram dendiği zaman; Dargınların barışması, hasta ziyaretleri, kabir ziyaretleri, büyklerimizi ziyaret etmek, bir fakiri doyurmak, yoksulları ziyaret etmek ve onlarla paylaşımda bulunmaktır. Ziyaretlere varıp dilek dilemek ve en önemlisi cem olup Pir karşısında duaya durmaktır. 

Aslı Şah-ı Merdan, Güruh-i Naci
Gerçeğe bağlıdır bu yolun ucu
Sende bir kurban talibin borcu
Piri tarikata indi bu kurban. 

Alevi toplumu için, Hakk ve hakikat yolunda en büyük kurban, Pir Imam Hüseyin’dir. Kurban, manasına uygun şekilde yapılmalıdır. Kişisel nefs için kurban yapmak, manaya uygun değildir.  

Çünkü Kurban kesmekteki amaç, paylaşmaktır. Dolayısıyla kendi ihtiyacını karşılamak yerine yoksulun karnını doyurmak, fakiri sevindirmek ve inancımızdaki manevi değerleri yaşatmaktır. En önemlisi de içindeki kini, kibiri kurban etmektir ve Pir’in huzurunda, özünü dara çekerek Pir’i pak olmaktır. 

Kurban erkanınızı/ayramınızı kutlar, insanların boğazlanmadığı, kanların akmadığı bir geleceğe vesile olması dileğimle.
Aşk ile, gerçeğin demine Huu... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Imam Muhammed Mehdi, ahir zaman habercisidir…
Emevi ile Abbasi hanedanlarının Fatma-tüz Zehra Ana ile Şahı Merdan Ali evlatlarına karşı, uyguladığı amansız yaptırım ve baskılar, günden güne had safhaya varmıştır. Emevi ile Abbasi hanedanlarının zülmünden, şiddetinden, haksızlıklarından, adaletsizliklerinden, vs. Imam Muhammed Mehdi sahibi zaman da nasibini almıştır.  

Emevi ile Abbasi hanedanlarının düşmanlıklarından ötürü Imam Muhammed Mehdi’nin, iki gizlenişi vardır. Ilk gizleniş, doğduğu andan itibaren başlamıştır. Buna Gaybet-i sugra yani küçük gizleniş, denir. Ikinci gizlenişe ise, Gaybet-i Kübra yani büyük gizleniş denir.  

Gaybet-i Kübranın, ne kadar sürdüğü bilinmiyor. Ancak O’nun gelişi ile yeryüzü cefa, eziyet ve zulümle dolduğu vakit, alemde; Adalet, eşitlik, nizam yeniden kurulacak, mazlumun ahı alınacak, adaletsizlik yok olacak, dünyada hak ile hukukun egemen olacağını ve haksız yere kan dökülmeyecektir. Dolayısıyla islam alemi; Imam Mehdi sahibi zaman, Allah tarafından kıyametin habercisi olduğuna inanırlar. 

Ahir zaman manası…
Ahir zaman habercisi, Imam Muhammed Mehdi tarafından bozulmuș olan dünya düzeninin yeniden tesis edilmiș; Canın cana malın mala katıldığı, hayatın rızalık ve razılık üzerine kurulmuș olan Rıza Şehrindeki yașam biçimidir. 

Mehdi ise, Islam dininde Ahir zamanda geleceğine; Dünaya’da bozulmuș olan ahlaki düzeni, adaleti ve hakkaniyeti yeniden tesis edeceğine; Yanlıș yola sapmıș insanları hidayete, doğru yola girmesine vesile olacağına; Insanların, zulme ve haksızlığa maruz kaldığı bir zamanda adaleti yeniden tesis edeceğine, yașamın kurallarını günün anlayıșına göre uygulayacağına inanılan kișidir. 

Ahir zamanda geleceği müjdelenen kurtarıcı kiși, Ehli Beyt evlatlarından Imam Muahmmed Mehdi sahibi zaman’dır. Yanlıș anlașılmaması veya algılanmaması için buradaki Imam Mehdi Sahibi Zaman, akıldır. Diğer bir deyimle aklın olgunlaşmasıdır. 

Gelecek olan kurtarıcı, Imam Mehdi kendisi değildir...
Imam Mehdi sahibi zaman; Adalatin, hakkaniyetin, huzurun ve rıza şehrindeki düzenli yaşamın sembolidir. Onlar kendi zamanında ki bozuk düzene, adaletsizliğe ve hakkaniyetsizliğe karşı mücadele etmişlerdir. 

Dünyadaki bozuk düzeni yaratan insanların kendisi olduğuna göre, bu bozuk düzeni düzeltecek, adaleti ve hakkaniyeti yeniden sağlıyacak olan yine insanların kendisidir. 

Bunun gerçekleşmesi için öncelikle insanlar kendi aklını, ilim irfan ile olgulaştırmalı ve rıza şehri yaşam felsefesini, kendi aklında gerçekleştirmelidirler. Olgunlaşan bir akıl, yanlış yerine doğru olanı yapar. Dolayısıyla olgunlaşan aklın gücüyle ancak Dünyada Rıza Şehri düzenini, adaleti ve hakkaniyeti gerçekleşebilir. 

Konu hakkında halk așığı Ruhi Su, șöyle demektedir...
Ellerin kabesi var, benim kabem insandır.
Kuran da kurtaran da, insanoğlu insandır.
 

Ellerin kabesi var, benim kabem Dünyadır.
Kuran da kurtaran da, Dünyayı insanlardır. 

Kendi yetenekleri doğrultusunda kadir gecesini gerçekleștirmiș yani insan üstü akıl gücüne, faziletlerine, hikmetlerine ulașmıș hakikati, adalati, hakkaniyeti ișlevine yeniden kavușturacak, tesis edecek, Hakk‘a giden doğru yolu en güzel uslupla sunacak ve hidayet yolunu gösterecek olan Peygamberler, Veliler ve Imamlardır. Anack hidayeti veren peygamberler, Veliler veya Imamlar değildir, Allah’ın kendisidir. 

Gayıb Erenlerinin getireceği adalet, hakkaniyet ve edep erkan; Hz.Muhammed Mustafa’nın Ahlağı; Șahı Merdan Ali’nin ilmi ve Pir Imam Hüseyin’in durușuyla mümkündür. Medet ya Muhammed Mehdi, sen yetiş carımıza ya sahibi zaman.  

Imamet devri, Imam Muhammed Mehdi sahibi zaman ile tamamlanmıştır. Yolun, manevi ve sosyal hizmetini, On Iki Imam evladı olan Seyyidler tarafından yerine getirilmektedir. 

Imam Muhammed Mehdi sahibi zaman’ın manalı sözlerinden, bazıları…
* Insanın kemali, akıllı oluşundadır.

* Kötü bir işi iyi sayan kimse, o işe ortak olur.
* Kalple Allah‘a yönelmek, uzuvları amele zorlamaktan daha etkilidir.

* Fasıktan bir şey umanın en küçük cezası, umduğu şeyden mahrum olmasıdır.

* Zalime adaletin uygulanacağı gün, onun için mazlumun zulme uğradığı günden daha zordur.
Aşk ile, Rıza şehri özlemini çeken yüreklere selam olsun... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Bismişah, Allah  Allah!
Geldiğiniz yoldan, durduğunuz dardan,
Çağırdığınız pirden, şefaat göresiniz.
Cenab-ı Hakk ikrarınızda berkemal eyleye.
Allah’a kul, Muhammed’e ümmet, Ali’ye talip eyleye.
Bu dardan, bu yoldan ayırmaya.  

Şahı Merdan Ali, yaramaza, uğursuza,
Pirsize duş getirmeye,
Şeytan’ın şerrinden, gafili gaddardan,
Görünür görünmez kazadan beladan koruya.
Hakk'a yürümüşlerimize rahmet ola.
Cenab-ı Allah, gökten hayırlı rahmet,
Yerden hayırlı bereket nasip eyleye. 

Darınız, niyazınız kabul ola,
Dil bizden, inayet Allah’tan,
Nefes ol Pir Hünkar’dan ola.
Gerçeğe Hüüüü. Mümine ya Ali! 

Hakk Muhammed Ali aşkına cem geceniz mübarek, ibadet ile dua eden, çerağ uyandıran cümle canların dilde dilekleri ve gönülde muradları kabul ola.

Dualarımız, hasta olan canlarımızın derdine derman ile şifa ola.

Zorda, darda olanlara, sağlıklı ve huzurlu günler nasip ola.
Hakk’a göçmüş canların ruhu şad ve mağrifeti bağışlanmıș ola.
Okuyan insanların zihni açık, başarıları daim ola,
Zorda olanlara, Yetiş carımıza diyenlere sen yetiş ya Bozatlı Hızır!
Allah Allah, dil bizden kabulü Canab-ı Hakk’tan ola... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Imam Hasan-ül Askeri, Hakk ve hakikatın hizmetkarı olmuştur…
Hizmetkarlık, her insanoğlunun karı değildir. Çünkü hizmetin manasına, ruhuna varanlar hizmetkar olurlar.  

Hizmetkar, verilen ikrara bağlı, gönül rızalığı ve hizmet aşkı ile dolu olandır. Iyi niyetli, temiz duygularla, gönül rızasıyla, ona buna bakmadan beklentisiz ve koşulsuz hizmet anlayışını güdendir. 

Ehli Beyt bu duygular içinde halka hizmet ederlerken, Arap kabile hanedanları; Nefsine uymuş, sadece kendi menfaatını-çıkarını düşünen, merhametsiz, zalim, hillekar, fitneci, hak-hukuk-adalet-kanun tanımayan ve iki yüzlülük duyguları içinde halkı yönetmişlerdir. 

On Iki Imam ile Ehli Beyt‘in adalet ve hukuku, yaşamın dengesidir…
Her nesnenin kendi yerli yerine konulması, dengeli ve eşit olmasıdır. Özgürlüğü-bağımsızlığı savunmak, kimsenin hakkını ziyan etmemek, birini hakkını bir diğerine vermemek, insanlar arasında ayrım yapmadan adaletle hükmetmek, insanların hakkını korumak, zulme asla rıza göstermemek, zalime karşı mazlumdan yana tavır almak, başkası hakkında kötü düşünmemek, ihtiyaç içinde olanlara yardım eli uzatmak, insaflı olmak, eşit tutmaktır. Özetlersek Bütün canlıların hukukuna riayet etmek, Hakk ile hakkaniyet ilkesi doğrultusunda Adil davranmaktır. 

Insan alemi ancak Ehli Beyt adaletiyle huzur içinde can cana, yan yana yaşayabilir. Ehli Beyt adaleti sağlanmadığı müdetçe, kanlar akmaya devam eder ve insanoğlu çok zulüm görecekdir.  

Imam Hasan-ül Askeri Gazi, Ehli Beyt’e gönül veren halka hitaben; “Allah yolunda takvaya riayet etmenizi, gayrette bulunmanızı, iyilikte bulunandan, yahut günah işleyenden, kimden olursa olsun size emanet edilen şeylere riayette bulunmanızı, emanete ihanette bulunmamanızı tavsiye ederim.  

Hakk ve hakikate bağlı kalmanızı, O’na kulluğu bırakmamanızı dilerim. Çünkü Muhammed Mustafa’nın risaleti, bu esaslara dayanmaktadır. Halk ve komşularınızla iyi geçinin, onları dolaşın, hastalarının hatırlarını sorun” öğütünde bulunmuştur. 

Halkın tarafı olmak, halkın gönlüne taht kurmak, halktan biri olmak, halka umut olmak, halk ile el ele olmak elbetteki Abbasi halifesini hiçte memnun etmemiştir ve daha da öfkelendirmiştir. Bu öfke ve hırsa kapılan Abbasi halifesi, Imam Hasan-ül Askeri ve O‘na gönül verenlere, büyük yaptırımlar uygulatmıştır. Imam Hasan-ül Askeri zindana attırmış ve halkı da imamdan uzaklaştırmak için şiddet ile sindirme politikasını gütmüştür. 

Abbasi halifelerinin yaptırımları, şiddet uygulamaları, sindirme çabaları, Ehli Beyt’e ve On Iki Imam’a duyulan sevgi ve muhabbete engel olamamıştır. Çünkü geniş halk kitleleri tarafından tanınan, bilinen ve sevilen imamların varlığı, hilafet makamına ciddi bir rahatsızlık vermiştir.   

Imam Hasan-ül Askeri Gazi, Halife Mutemid tarafından sıkca zindana attırılan Imam, son defa kardeşi Cafer ile beraber hapse attırılmıştır. 

Bir taşla iki kuş vurma hesabı yapan Abbasi halifesi Mutemid, Imam Hasan-ül Askeri’nin hapiste öldürülmesi tepkiye sebebiyet vereceğini düşünerek Imam ile kardeşini serbest bırakmıştır. Bu davranışı ile, Ehli Beyt ve Imam’a karşı saaygılı olduğunu göstermeye çalışmıştır.   

Velhasıl Imam Hasan-ül Askeri Gazi, zamanın Abbasi halifesi Mutemid tevşikiyle, zehirlenerek Hakk’a yürümüştür.  

Imam Hasan-ül Askeri Gazi’nin manalı sözlerinden, bazıları…
* Kötülüğün anahtarı, öfkedir.
* Düşmanın en az hilekarı, düşmanlığını apaçık gösterendir.
* Yüz güzelliği, dış güzelliktir. Aklın güzelliği ise, özün güzelliğidir.
* Gönül enginliği, öyle bir nimettir ki hiç kimsenin hasedini çekmez.
* Başkalarında görüp beğenmediğin şeyler, seni terbiye etmeğe yeter. 
* Hayır eken hayır biçer, şer eken pişmanlık biçer. Kim ne ekerse ancak onu biçer.

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Imam Ali-ül Naki halkın ilim, irfan kapısı olmuştur...
On Iki Imam‘lar, neden ilim ve irfana bu kadar önem vermişlerdir…
Ilim; Dünyevi yaşantıya bir anlam verebilmek, daha mükkemel bir yaşam sürdürmek ve amacına yönelik; Okumayla, deneyle, gözlemle elde edilen bilgidir.   

Bilgi; Aydınlıktır, olgunluktur, kendini bilmektir, söz sahibi olmaktır, ölümsüzlüktür yani mutluluğun, mükkemel yaşamın ve medeni insan olmanın kaynağıdır.  

Ilmin faydaları; Cehaletin önüne geçmektir, nefsini kötü isteklerden korumaktır, dünyevi davranış ve hareketlerimizde olgunlaşmaktır, konuşma-hitapta olgunlaşmaktır, güven ve itibardır. Yani kısacası insanoğlunun, kendi kendini olgunlaştırıp mükkemel hale getirmesidir. Böylece de insanlara, her haliyle örnek olması ve aynı zamanda ilmiyle kendini ölümsüz hale getirmesidir. 

Irfan, edep ile erkanın birbütünüdür...
Edep, sözlük manası; Güzel ahlak, iyi davranış, haya, utanma gibi anlamlar içermektedir. Dileğimiz, insanların bu kelimenin güzelliği kadar güzel olmalarıdır. 

Iyi ahlak sahibi olmak, manevi erdemlik ve olgunluktur. Neden insanlar erdemli ve iyi bir ahlak sahibi olmalı? Çünkü toplumsal bir yaşama sahip olduğumuzdandır (bireysel yaşamlarda durum daha da farklıdır). Toplumun huzur içinde yaşıyabilmesi, birbirine kötülük, fenalık yapmaması içindir. Yaşam süreci içerisinde beraberinde geliştirdiği sınırlı davranışlar, hoşgörü, aşırılıktan uzak durma gibi güzel yaklaşımlardır. 

Imam Ali-ül Naki de kendinden önceki imamlar gibi, Muhammed Ali yani Hakk ve hakikat yolunun yüceliği korunması için ilim, irfana yani edep erkana büyük değer vermiş ve kendisi başta olmak üzere, ilim irfan ile çevresine örnek olmuştur. 

Imam Ali-ül Naki’nin bu güzel edep, erkana ve ilme sahip olması, içinde yaşadığı topluma umut olmuş ve daha önemlisi imama güven duyan halk, islam dininin Emevi, Abbasi ve Kureyş saltanat hanedanlarının tekelinden kurtarıp Ehli Beyt önderliğinde yönetilmelerini umut etmişlerdir. Fakat bu umutları, pek fazla sürmemiştir.  

On Iki Imam’lar, halkın halk tarafından yönetilmesi ve yönetimlerin veya yöneticilerin hizmeti halk için olmalıdır felsefesi ve Devlet, medeni bir sosyal yaşam için gerekli bir kurum olması; Ideal devletin tasarımı, iyi bir yönetimin tesis edilmesi için gerekli olan kural ile kurumların anlaşılması, üzerinde uzlaşılması ve uygulanması yönetim anlayışından ötürü halkın, Imam Ali-ül Naki’ye göstermiş olduğu ilgi, alaka, sevgi, saygı ve hürmet, zamanın Abbasi halifesini fazlasıyla rahatsız etmiştir. 

Bu durum karşısında Abbasi halifesi Mütevekkil, Imam Ali-ül Naki’ye ve O’na gönül verenlere karşı, baskı ile sindirme polikalarının dozunu artırmıştır. 

Dolayısıyla Abbasi halifesi, Imam Ali-ül Rıza’ya yaptığı baskı, zulüm karşısında O’nu, ikrar ve itikatle seven, gönülden bağlı, her türlü belayı göğüsleyerek kendisini koruyanlar; Halife yandaşlarınca sürekli takibat altında tutulmuş, gözdağı vererek imamdan uzak tutmaya çalışılmış ve hayatlarını yaşanmaz hale getirmişlerdir. Dahası bu insanların, başka bölgelere gidip orada yaşamalarına dahi tahammül etmemişlerdir. 

Velhasıl Imam Ali-ül Rıza, zamanın Abbasi halifesi Mütevakkil’in teşvikiyle oğlu Mutezzin tarafından zehirlenerek Hakk’a yürümüştür. 

Imam Ali-ül Naki’nin manalı sözlerinden, bazıları…
* Sana sevgi besleyip görüş belirleyenin, görüşüne uy.
* Nefsi kendisine ihanet eden kişinin, şerrinden emin ol.
* Asıl yoksulluk, nefs kötülüğüdür çünkü şiddetli bir ümitsizliktir. 
* Dünya, bir pazar yeri gibidir. Bir kısım insanlar o pazarda kar ederlerken, bir kısım insanlar da ziyana uğrarlar.  
* Ilim ve hikmet; Tabiatı bozuk kişilerin gönüllerinde durmaz. Hayır yapan bir kişi, hayırdan daha hayırlıdır. Güzel sözü söyleyen, güzelden daha güzeldir. Alim olan, ilimden daha üstündür. Şer işleyen ise, şerden de daha kötüdür.
Aşk ile, On Iki Imam ilim irfan ışığı rehberimiz olsun…

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Imam Muhammed Taki, halkın özgür ve onurlu yaşama mücadelesi…
Abbasi halifeleri, Emevi ve Kureyş hükümdarları gibi halkın arasına nifak tohumları ekerek toplumda bölünmelere, kutuplaşmalara yol açmıştır. Abbasi hükümdarları, toplumun huzuru içinde yaşamasını sağlamak yerine böl, parçala yönet mantığını gütmüşlerdir.  

Günümüzde, halen bu zihniyet mevcuttur. Islam çoğrafyasında sözde müslüman geçinen toplumlara baktığımızda; Adalette, Ahlakta, doğrulukta, ekonomide, bilimde, teknolojide, yaşam düzeyinde, okumakta, araştırmada, medeniyette, vs. diğer Dünya inanç topluluklarının çok çok gerisindedirler. 

Tespit ettiğimiz diğer önemli bir nokta da, Arap toplumunda bir türlü sonu gelmeyen kavgalar, çatışmalar ve savaşlar günümüzde de halen devam etmektedir. 

Kavgalar, çatışmalar, savaşlar, öldürmek gibi durumlar, Arap toplumunun yaşam kültürünün bir parçası haline gelmiştir. 

Ne yazık ki islam adı altında halka dayattıkları Emevi, Abbasi, Kureyş ve vahibi gelenek ile görenekleri, devam etmektedir. 

Arap hükümdarlarının sindirme, korkutma, kula kulluk politikaları sonucu insanlarda, kaypak bir kişilik oluşmuştur. Bu kişiliğe sahip olan insanlar ister istemez zalimin, güçlünün, haksızın yandaşı yapmıştır. 

Muhammed Ali ve Ehli Beyt’i; Kişiliğini yetirmiş, insanlık onuru ayaklar altına alınmış, safelet ve adaletsizliğin pençesinde köle konumunda olan bir toplumla beraber yaşamışlardır. Insanlık değerleriyle bağdaşmayan bu hanedanlık yönetim sistemine karşı gelen Muhmmed Ali ve Ehli Beyt; Emevi ve Abbasi halifelerinin acımasız zulümleriyle krşı karşıya kalmışlardır. Şahı Merdan Ali dahil on bir Imam, birer birer katledilmişlerdir.   

Oysa ki Muhammed Ali ve evlatları; Toplumun barış, huzur, kardeşce, dostca, eşit haklara sahip, adaletli, refah içinde yaşamaları için gayret etmişler, çaba göstermişler ve bunun mücadelesini vermişlerdir.  

Imam Muhammed Taki Cevad da, kendinden önceki imamlar gibi Emevi ve Abbasi halifelerinin adaletsizliklerine karşı halkın özgürce yaşaması, kendilerini ifade eetmesi, onurlu bir yaşam sürdürmesi için mücadele vermesi halife Mutasım’ı rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlık sonucu Imam Muhammed taki’nin, ortadan kaldırılması gerekiyordu. 

Imam Muhammed Taki Cevad, zamanın Abbasi halifesi Mutasım’ın teşvikiyle zehirlenerek Hakk’a yürümüştür.

Muhammed Ali islamının temeli, Rıza Şehri adaletidir. Rıza Şehri adaleti, Dünyada hak ettiği yeri alması için; Hakk ile batılın, ilim ile cehaletin, Özgür ile kulakulluğun, mazlum ile zalimlerin mücadelesi devam edecektir.   

Imam Muhammed Taki Cevad’in manalı sözlerinden, bazıları...  
* Insanın kemali, akıllı oluşundadır.

* Halk, başındaki insanların düzelmesi ile düzelir.
* Ilim bir hazine, susmak ve sormak ise onun anahtarıdır.
* Nefsin isteklerine uyan bir kimse, yanlış yapmaktan kurtulamaz.
* Bir işi sağlam olmadan önce açıklamak, o işin bozulmasına sebep olabilir. 
* Zalime adaletin uygulanacağı gün, onun için mazlumun zulme uğradığı günden daha zordur.
* Zulmü işleyen, zulme yardım eden ve zalimin zulmüne rıza gösteren, o zulmün günahına ortaktır.
Aşk ile, selam olsun Yezid zihniyetine karşı mücadele verenlere... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Imam Ali-ül Rıza, umudunu yetirmiş halkın yaşam umudu olmuştur…
Imam Ali-ül Rıza Şahı Horasan’nın döneminde Emevi, Abbasi ve Kureyş kabile reislerinin kendi aralarındaki saltanat kavgaları günden güne akıl almaz boyutlara varmıştır. Makam kavgasından halkı unutan kabile reisleri, halk tamamen bir mağduriyetin içine sürüklenmiştir.  

Kabile reisleri makam kavgasına tutuşurlarken, halk ölüm ile yaşama mücadelesini vermiştir. Kabile hanedanlarının yönetim anlayışı karşısında toplumda yaşanan ayrışmalar, bölünmeler ve halkın içine düştüğü durumdan ötürü, Ehli Beyt adaleti aranır olmuştur.

Imam Ali’ül Rıza Şahı Horasan, bir yanda Arap kabilelerinin saltanat kavgası ve diğer tarafta, halkın bu çaresizliği karşısında tarafsız, sessiz kalması elbetteki kendisinden beklenemezdi. 

Imam Ali-ül Rıza Şahı Horasan, Arap saltanat yöneticilerinin becereksizliği karşısında toplumda yaşanan ayrışmaları, kutuplaşmaları gidermeye çalışırken diğer tarafta sefalete, yokluğa, çerasizliğe sürüklenmiş ve yaşam mücadelesini veren halkın derdine deman olmaya çalışmıştır.  

Halk, kabile resilerinin kendi aralarındaki makam kavgaları karşısında yönetimin tekrardan Ehli Beyt evlatlarına bırakılmasını istemişlerdir. Istemesine istemişler de fakat makam ve saltanat için kardeşini katledecek kadar gözü dönmüş bir zihniyetin yönetimi Ehli Beyt evlatlarına bırakılmasına nasıl tahammül edebilirlerdi ki? 

Halkın, bu isteği ve tepkisi karşısında zamanın halifesi Memun, her ne kadar halifelik hakkı Ehli Beyt evlatlarının hakkı demişse de Abbas kabilesinin ileri gelenleri bu açıklamaya hiç de sıcak bakmamışlardır.  

Abbas kabile hanadanı Memun’un, bu açıklaması karşısında Abbasoğulları harekete geçmişlerdir. Hilafetin, Abbasoğullarında kalması için her türlü çabayı göstermişlerdir vede başarılı olmuşlardır. 

Yukarda da belirttiğimiz gibi Abbasoğulları, Ehli Beyt evlatlarına tahammül göstermedikleri gibi Imam Ali-ül Rıza Şahı Horasan’ın Veliahdlığını da kabul etmiyerek yönetim Abbasoğullarında kalmıştır. 

Velhasıl Imam Ali-ül Rıza Şahı Horasan halka vermek istediği eğitimi verememiş, halk için yapmak istediği hizmeti yapamamış ve halk için kurmak istediği adaleti kuramamıştır. Çünkü ataları gibi Imam Ali-ül Rıza Şahı Horasan da, Abbasi hanedanlarının emri ile zehirleterek şehit edilmiştir.
Aşk ile, gerçeğin demine Huu…

Imam Ali-ül Rıza’nın manalı sözlerinden, bazıları…
* Cenab‑ı Hakk mal ziyanı etmeyi, fazla mal istemeyi ve dedikoduyu sevmez.
* Ibadet çok namaz kılmak, çok oruç tutmak değildir; Allah‘ın işleri hakkında çok düşünmektir.

* Herkesin dostu, onun aklıdır; Düşmanı ise, cehaletidir.
* Malın en iyisi, haysiyeti korumak için harcanandır.
* Insanlara muhabbet beslemek, aklın yarısıdır.
* Hırs ve hasetten kaçının, çünkü geçmiş ümmetleri bu iki sıfat helak etmiştir.

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Imam Musa-i Kazım cismi Pak’ın, ilim ile cehalet savaşı…
Imam Musa-i Kazım, ilim ve güzel ahlak felsefesiyle, cehaletin bataklığını kurutmak istemiştir. Bu düşünce doğrultusunda, kendi ataları gibi amansızca bir hizmet anlayışını ortaya koymuştur. 

Imam Musa-i Kazım, ilim ve güzel ahlak felsefesiyle halkı aydınlatarak hayatın manasına varmayı amaçlamıştır ve bu amaç doğrultusunda, cehaletin bataklığını kurutmak istemiştir. 

Dolayısıyla Imam Musa-i Kazım halkı eğitmeden, cehaletin bataklığını kurutulamıyacağını ve bu mücadele, O’nun hayatına mal olabileceği bilincine varmısıyla şehadete ermeyi kabullenmiştir. 

Cehaletin batağındaki sivri sinekler yani saltanat hanedanları
Cehaletin bataklığını kurutmaya gayret eden Imam Musa-i Kazım’ın, başarıya ulaşmaması için, O’nu halktan uzak tutarak, isole ederek halkın aydınlanmasına ve örgütlenmesine engel olmuşlardır. Böylece Imam Musa-i Kazım’ın, Emevi hanedanlarıyla ilim ve cehalet savaşı başlamıştır.  

Imam Musa-i Kazım’ın, halka yönelik ilmi eğitim anlayışı…
Başkalarının aklına kölelik yerine özgürce yaşamayı, hür düşünmeyi, hayatı sahiplenmeyi, sorumluluk üstlenmeyi, inancını şekil vede gösterişten uzak yerine getirmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, ikilik yerine bir olmayı ve birbütün olarak cehalet bataklığında sürünmek yerine insanların, ilim ile bilim ışığında onurlu yaşamalarını amaçlamıştır. 


Ancak Imam Musa-i Kazım’ın başarılı olması, saltanat hanedanlarının O’nu hayatta bırakıp bırakmıyacaklarına bağlıydı ve yaşam hakkını elinden alarak katletmişlerdir.

Saltanat hanedanları, neden halkın ilimle aydınlanmasını istemezler?
Ilmin ham ervahlıktan olgunluğa, erdemliğe, kamilliğe ulaşmaktır. Dolayısıyla cehaletin önüne geçmektir, ruh karanlığını aydınlatmaktır, kula kulluk etmemektir, başkasının akıl cantacılığını yapmamaktır, nefsini kötü isteklerden korumaktır, dünyevi davranış ve hareketlerimizde olgunlaşmaktır, konuşma ve hitapta olgunlaşmaktır, güven ve itibardır yani kısacası insanın kendi kendini olgunlaştırıp mükkemel hale getirmesidir. Ilim ile bilgi ışığı doğrultusunda kendine, çevresine, insanlara, insanlığa, doğaya ve bir bütün olarak her haliyle kainattaki mevcudata faydalı olmaktır. 

Ilim bitip, tükenmeyen sonsuz bir hazinedir. Ilim sadece öğrenen kişiye yani sahibine değil tüm insanlık ve canlı alem için faydalıdır. Çünkü doğru ile yanlışı birbirinden ayırmanın en önemli vasıta ilimdir. Ilim, insanların yücelmesine vesile olan bir fazilettir. 

Sonuçta ilim aydınlıktır, olgunluktur, kendini bilmektir, söz sahibi olmaktır, ölümsüzlüktür yani kısacası cehaletin karşıtıdır.     

Eğer bir halk, tüm bu saydığımız değerlere sahip olursa; Saltanat hanedanları sefalarını sürdüremezler, din tücarları amacına erişemezler, halkın emeğinden geçinen heybeciler çalışmak zorunda kalacaklar, vs. vs. vs. Dolayısıyla saltanat hanedanları, halkın aydınlanmasını istememeleri bu sebeplerden ötürüdür. 

Imam Musa-i Kazım halkı, ilim ve bilim ışığında onurlu, anlamlı bir yaşam felsefesiyle irşad etmeye çalışmışsada neyazık ki saltanat hanedanları O’nun başarıya ulaşmasına engel olmuşlardır. O‘nun varlığından, başarılı olmasından rahatsız olan saltana hanedanları O’nu şehit etmişlerdir. 

Imam Musa-i Kazım’ın, manalı sözlerinden bazıları...
* Insanlara kendini sevdirmek, aklın yarısıdır.
* Zulmün zorluğunu, ancak zulme uğrayan kimse anlar.
* Musibet, sabreden kimseye birdir, sabretmeyen kimseye ise ikidir.
* Iyi komşuluk; Eziyetten kaçmak değil, ona sabır göstermektir.
* Biri size, kötü söz söylerse ve daha sonra da özür dilerse, onun bu özürünü kabul edin.
* Allah’tan sakın da doğru söyle! Hatta helak olacağını bilsen de, doğruluktan ayrılma! Kurtuluşun, burdadır.
Aşk ile, yol ile yordamın demine Huu…

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Imam Cafer-i Sadık Sıtkı sefa, ilim ve bilginin Piridir…
Pir makamı ilim, bilgi ve irşad makamıdır. Insanları irşad etmek, doğru yolda yürümelerini sağlamak ilim ve bilgi ile mümkündür. Bir çok karanlıklar vardır ve bu karanlıklardan biri de Ruh karalığıdır. Ruh, canlı varlıklarda hayatı sağlayan unsurdur. Dolayısıyla canlı varlıklar, beden ve ruh unsurlarından ibarettir. Beden karanlık, ruh aydınlıktır. Bedenin gıdası yemek ve içmektir. Ruhun gıdası, ilim ve bilgidir.  

Bu tespitlerden sonra insanoğlunun olgunlaşması, medenileşmesi, çağın adamı olması ve Kamil-i Insan olabilmesi için kendisine bir klavuz, bir rehber gerektir. Gerçek rehber/klavuz ilimdir ve bilgidir. Her bir insanoğlu, bilgi sahibi olabilir fakat ilim sahibi olamaz.  

Bilgi, insan aklının algıladığı veya kendisine göre gerçek olarak kabul ettiği olgu ve ilkelerdir.
Ilim ise, bilgi ve bilim karşılığı olarak kesin sonuç anlamına gelir.

Diğer bir anlamda ilim, alemdir ve bilgi ise, alemdeki mevcudattır veya zahir alemi bilgidir ve batın alemi ilimdir. Ilim ummandır ve bilgi ise ırmaklardır, nehirlerdir, denizlerdir, vs. 

Bütün suların ummana aktığına göre kesin gerçek ummandır. O zaman ummanın manasına varmak ilimdir.  

Tüm bunlardan anlaşıldığına göre ilim sırrına her insanoğlu varamaz. Çünkü insan üstü bir bilgi hazinesi gerekiyor. Her insanoğlunun aklı, bu kapasiteye sahip değildir. 

Dolayısıyla Pir sıfatı, zahir bilgisine ve batın ilmine sahip olma sıfatıdır. Pirin bilgisinde, ilminde yanıltmak yoktur. Çünkü Hakk ile hakikat ışığıdır. Hakk ile hakikat ışığı doğrultusunda, gerçek sırra varmaktır. Demek ki ilim, aynı zamanda da bir hakikat sırrıdır.    

Hakk ile hakikat sırrının tam manasıyle anlaşılabilinmesi için, şu dört ilkenin bilinmesi gerekir…
1. Cenab-ı Hakk’ı tanımak,
2. Insanı nasıl yarattığını, Ona ne yaptığını, neler ihsan ettiğini bilmek,
3. Insan alemine verdiği bu paha biçilmez bütün nimetlere karşı kendisine, şükretmesini bilmek,
4. Varlık nurunu söndürecek, hal ve davranışların neler olduğunu bilmektir.

Imam Cafer-i Sadık, ilim ve irfanın piridir. Dolayısıyla O’nun deyimiyle talibini irşad edemeyen bir Pir, gerçek Pir değildir vede onun pirliği kabul değildir.  

Bilgi, ilme hizmet eder. Hakk ile Hakkikat sırrına varmak için, zahiri ilimle başlar ve batıni ilimle tamamlanır. Nasıl ki derelerin, ırmakların, nehirlerin, denizlerin, okyanosların bütün suyu ummanın varlığana vesiledir zahiri ilmin de batıni ilmin varlığına vesiledir.  

Talibin halinden anlamıyan, derdine derman olamıyan bir Pir, kendi talibinin ilim ışığını yakamaz. Talibin ilim ışığı yanmadıkca, o talibin Hakki le hakikat yolunda yürümesi mümkün değildir. Çünkü o zaman talip, hakikat ummanına değil şeytanın yani nefsin ummanına dalmış olacaktır. 

Sonuç itibariyle Imam Cafer-i Sadık, sayısızca insanların ilim ışığını yakmış ve onların, ilim ummanına dalmalarını sağlamıştır. Bu ilim irfan ummanı, Muhammed Ali ve Ehli Beyt’in ilim ummanıdır.  

Imam Cafer-i Sadık, Muhammed Ali ve Ehli Beyt ilim irfanıyla yetiştirdiği insanlar, kendi çevrelerine ışık olmuşlardır.   

Imam Cafer-i Sadık’ın yetiştirdiği ve günümüzde tanınmış inanç alimlerden bazıları…
* Malik bin Enes (Malik-i mezhebinin kurucusu); “Üstünlük, bilgi, ibadet ve takva bakımından, Imam Cafer-i Sadık’tan ileri birisini ne bir göz görmüştür, ne bir kulak duymuştur ve nede öyle bir kişi birinin gönlüne, aklına gelebilir” demiştir.
* Ebu Hanife Numan bin Sabit(Hanifi mezhabinin kurucusu); “Imam Cafer-i Sadık, Fıkıh yani islam hukukunu yaşamış ve yaşatan tek kişidir“ demiştir.  
 
 

Daha önemlisi Imam Cafer-i Sadık, Hakki le hakikate ulaşmak için gerekli bilgileri yazıya dökerek insan aleminin hizmetine sunmuştur.

Imam Cafer-i Sadık’ın manalı sözlerinden, bazıları…   
* Iyiliği yaparken, gizlice yapmak.
* Kendisini aramayanları, arayıp hallerini sormak.
* Insanın dostları, şunlardır; Uyumlu eş, iyi evlat ve halis arkadaş.
* Ahlakı kötü olan kimse kendi eliyle, kendini cezalandırılmaktadır.
* Üç şey hayatı karartır: Zalim hükümdar, kötü komşu ve ağzı bozuk insan.
* Akıl kadar bereketli zenginlik, ahmaklık kadar değersiz yoksulluk yoktur.
* InsanIar şu üç şeyden kurtulursa, huzura kavuşurlar: Kötü diI, kötü el ve kötü davranışlar.
* Günler üçtür: Geçip giden dün, ganimet bilinmesi gereken bugün, arzusundan başka elde bir şeyi olmayan yarın.
Aşk ile, ilim ve gönül muhabbetiniz daim olsun… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Imam Muhammed Bakır, güzel ahlak ve ilim bahçesinin gülüdür…
Imam Muhammed Bakır, Muhammed Ali’nin güzel ahlak ve ilim bahçesinin gülüdür. 

Imam Muhammed Bakır, Hakk ve hakikat yolunda, serlerini birer birer kurban veren atalarının çizgisinde ayrılmamış, onların güzel ahlağını, ilmini halka aktarmayı ve onların aydınlanmasını sağlamıştır. 

Imam Muhammed Bakır bir tarafta atalarının acısını, hüznünü ve diğer tarafta Hakk aşkını yüreğinde taşımıştır. Atalarının acısını ve hüznünü, ilahi aşk mayasıyla yoğurup acıyı bal eylemiştir. 

Ilahi aşkın sabrıyla, kudretiyle Arap Emevi hanedanlarının zulmü altında inileyen halkın arzularını, ihtiyaçlarını yerine getirmiş ve sorunlarına çözüm olmuştur. Böylece kötü yöneticilerin sistemi içerisinde, insanların yaşam umudu ve dayanma güçü olmuştur.  

Yaradılanın rızasınız kazanan Yaradanın rızasını kazanmıştır disturundan yola çıkan Imam Muhammed Bakır, iktisadi ve sosyal durumları itibarile korunmaya muhtaç olan kişilere, insani ve sosyal amaçlarla vede herhangi bir karşılık aranmaksızın gereken maddi ile manevi hizmeti yapmıştır. Bu güzel ahlaki davranışıyla, halkı mutlu etmiş ve onları da kendinden hoşnut bırakmıştır. 

Dolayısıyla Imam Muhammed Bakır günlük hayatını okumak, insanlara ilim öğretmek, onlara iyilikte bulunmak, doğru yolu göstermek gibi çalışmalarla geçirmiştir. Neticede kendi ataları gibi yüzlerce kişiyi eğitmiş, onlara doğru yolu göstermiş ve yolun ilim irfaniyle irşad etmiştir. Bizce Allah’ın rızasını kazanmak, bu olması gerekir.

Sözde halkın yöneticileri olan Arap Emevi hanedanları, kendi sefa ve hayat eğlenceleriyle meşkul iken Imam Muhammed Bakır;
* Yoksullara yardım elini uzatmış,
* Aç olanların karnını doyurmaya çalışmış,
* Bilgiye muhtaç olana bilgi vermiş,
* Ihtiyacı olana, üst baş giydirmiş ve
* Kendisini ziyaret edenleri O’da, ziyaretlerinde bulunmuştur.  

Dolayısıyla engin gönüllü oluşu, yardım severliğini, hoşgörüsünü, vs. hiç bir kimseden esirgememiştir. Bu güzel ahlak anlayışı ile, Allah’ın hoşnutluğunu ve insanların gönlünü kazanmıştır.

Arap Emevi saltanat hanedanları, Imam Muhammed Bakır’ın atalarına reva gördükleri her türlü çefayı ve eziyeti, Imam Muhammed Bakır’a da yapmaktan geri kalmamışlardır. 

Tüm bu çevri çefalara aldırış etmeyen Imam Muhammed Bakır, Hakk ve hakikat yolunda ilim ışığı, yaşam umudu ve insanların hayat ağacı olmuştur. Güzel ahlak ve ilmiyle ortaya koyduğu onurlu duruşuyla Arap Emevi hanedanlarına boyun eğmemiş ve halkın gönlünde taht kurarak ölümsüzlük mertebesine ulaşmıştır.  

Imam Muhammed Bakır’ın manalı sözlerinden, bazıları...
* Aşağılık kişinin silahı, kötü sözdür!
* Güvenilir bir dost ile oturmak, bir yılın ibadetinden daha güvencelidir.
* Beraber olduğun insanlarla, mümkün oldukça üstün olma gayretinde bulun.
* Amel ancak bilgi ile beraber olursa makbuldür. Ancak bilgisiz kişinin ameli ise beyhudedir.
* Bir mümin için en güzel sadaka, diline sahip çıkıp kötü söz söylememektir. Lakin dilini tutamayan bir kişi ise, günah işlemekten kurtulamaz.

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Imam Zeynel Abbidin, karanlığı aydınlatan nurdur…
Hz.Muhammed Mustafa neslini kurutmak isteyen Arap Emevi, Abbasi ve Kureyş hanedanları, Kerbela katliamında sağ kurtulan Imam Zeynel Abbidin Ehli Beyt’in neslini devamını sağlamıştır. 

Imam Zeynel Abbidin, Alevi toplumu için bir manevi değerdir, şükürdür ve Ehli Beyt Pak neslinin devamına vesile olandır.  

Kerbela sahrasında, atası Pir Imam Hüseyin ile birlikte Ehli Beyt evlatlarının insan dışı her türlü haksızlığa, zulme maruz bırakılan bir felaketin ve katliamın canlı şahitlerinden biridir. 

Tüm bu acılara rağmen hayatını ilme veren, insanların aydınlanmasını kendine görev sayan, paylaşımcı düşüncesiyle yardıma muhtaç insanların ihtiyacını gideren ve tüm bunları göstermelikten öteye tamamen Allah rızası için yapmıştır.  

Kötü zihniyetin, kötü yönetimin, adaletsizliğin, benliğin ve cehaletin dermanı ilim olduğunu, tüm bu kötülüklerin üstesinde gelmenin ilimle mümkün olduğu bilincine varması ve O’nun, halkın içinde bulunduğu karanlığa ilim ışığını tutmuştur. 

Halkın, umudu ve bilgisizliğin ışığı olan Imam Zeynel Abbidin’nin varlığı, Emevi Arap hanedanlarına rahatlık vermemiştir. Rahat ve huzur içinde saltanatlarını devam ettirmek için, Imam Zeynel Abbidin’nin ortadan kaldırılması kararına varılmış ve uygulanmıştır. 

Imam Zeynel Abbidin, kendi ataları gibi şehit edileceğini bildiği halde kendi atalarının izinde yürümüş ve onların hizmetine hizmet, ilmine ilim katmıştır. Hakk ve hakkaniyet bayrağını son nefesine kadar taşımaktan vaz geçmemiştir.  

Imam Zeynel Abbıdin’in kararlı duruşu, ilim ışığı ve üstün ahlak kişiliğiyle günümüzde Muhammed Ali ümmetine ışık ve klavuz olmaya devam etmektedir. 

Dolayısıyla Arap Emevi saltanat hanedanları, Imam Zeynel Abbidin’e Akıl almaz Dünyevi tekliflerde bulunmuşlardır. Fakat Imam Zeynel Abbidin’e yapılan mevki-i teklifleri red ederek, kendisini; Ilime, ibadete, iyiliğe ve hizmete vermiştir.   

Imam Zeynel Abbidin’in manalı sözlerinden, bazıları...
*
Allah’ın verdiğine kanaat eden, halkın en zenginlerindendir.
* Hayrın hepsi de, insanın kendisini koruması içindir.
* Iman sahibi, iman sahibinin yüzüne sevgi ile bakması ibadettir.
* Ne Kureyş için asalet, ne Arap için asalet vardır. Asalet ancak gönül enginliği iledir.
* Iyi işlerin anahtarı, doğruluktur ve iyi sonucu ise, vefakarlıktır.
Aşk ile, yolun demine Huu… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Pir Imam Hüseyin, ölüme ve dirilmeye delildir…
Kerbela’da ölen, Pir Imam Hüseyin’in kutsal bedenidir. O’nun ruhu, aklı, düşüncesi, fikri, duruşu, milyonlarca insanların kalbinde zuhur ederek onların yaşam ağacı olmuştur. 

Dolayısıyla Pir Imam Hüseyin; O’na gönül verenlerin düşünme ışığı, yaşam umudu ve direnme gücü olmuştur. 

Kerbela katliamı, cehalet alemi için nefsi zafer olabilir. Fakat insanlık alemi için bir uyanış, bir diriliş, bir haykırış aynı zamanda haksızlığa, zalimlere ve onların zulmüne karşı bir baş kaldırma zaferi olmuştur. Sonuç itibariyle, Yezid zihniyeti kaybetmiş ve Pir Imam Hüseyin’in direnişi kazanmıştır. 

Günümüzde Hüseyin ismi anılınca.
* Mmazlumdan yana haksızlığa, zalimlere ve onların zülmüne karşı direnmektir.
* Zalime, biat etmemek ve boyun eğmemektir.
* Insanlık onuruna sahip çıkmaktır.
* Insanlık suçu olan Kerbela ve Kerbela gibi katliamların yaşanmaması için hatırlamaktır.
* Insan olduğumuzu hatırlamak, insanı sevmek ve kutsamaktır.
* Yapılan zulümlerin tekrarlanmaması için insani, görev ve sorumluluğun farkına varmaktır.
* Haftalarca aç, susuz kalmanın ne olduğunu ruhen hissetmek ve nefsi kötülüklerden arınmaktır. 

Imam Hüseyin’in duruşu.
* „Haksızlığın karşısında eğilmenin; Alçaklık olduğunu, kölelik olduğunu, onursuzluk olduğunu ve haksızlık karşısında susmanın ise „dilsiz şeytan“ olduğunu öğretmiştir.
* Onurlu bir ölüm; Kula kulluk, teslimiyetçilik, onursuz bir duruş ve boyun eğişten daha değerli olduğunu öğretmiştir.
* Dil, din, ırk ayrımı yaparak, kin, intikam, nefret besleyerek ve çıkar için kan dökmek insanlık suçu olduğunu öğretmiştir. 

Bundan ötürüdür ki Pir Imam Hüseyin’e gönül verenler, „Her çağın bir Yezid‘i varsa, o Yezid‘e karşı duran bir Hüseyin vardır“ demekteler. 

Pir Imam Hüseyin davası, iktidar kavgası değildir; Mazlum ile zalimin, özgür yaşam ile kölece yaşama savaşıdır. 

Kerbela, kötülüğün sembolüdür.
* Dünyanın neresinde insanlık zulüm görüyorsa orası, Kerbela’dır.
* Nerede hayır ve şer’in kavgası varsa orası, Kerbela’dır.
* Insanlık onurunun, can vererek galip gelmesidir.
* Zalimlere ve onların zülmüne karşı, bedel ödenerek lanetlenmesidir.
* Kerbela’da katledilmek istenen, Imam Hüseyin değil insanlık onurudur. 

Imam Hüseyin’in Hakk’a yürümesi, insanlık onurunun zaferidir. Çünkü o zafer, insanlığa kan ve can verilerek bağışlanmıştır. 

Imam Hüseyin’e, O’nun soyuna ve dostlarına selam olsun! Mervandan yezide, Yezidden günümüz yezidlerine yüz bin kere lanet olsun. 

Imam Hüseyin’in manalı sözlerinden, bazıları.
* Ben, ölümü saadet biliyorum ve zalimlere yaşamayı ise, zillet.
* Allah’ı öfkelendirmekle halkın rızasını kazanmak isteyen bir kavim, kurtuluşa erememiştir.
* Dostun, seni kötü işlerden kollayandır. Düşmanınsa, bu işleri seni teşvik ve tahrik edendir.
* Allah’a isyan ederek bir şeye ulaşmak isteyen kimse, umduğundan uzaklaşarak korktuğu şeye yaklaşır.
* Iyilik karşısında mükafat, suç karşısında ceza göreceğini bilen bir kimse gibi amel et.
* Ey Ebu Süfyan’nın oğullarına uyanlar! Eğer dininiz yok, ahiretten de korkmuyorsanız, en azından hür insanlar olun.
* Farz olan cihatlardan biri, insanın kendisini günahtan koruması için nefsi ile cihat etmesidir. Işte bu cihat, cihatların en büyüğüdür…
* Seni seven, kötü işlerden seni sakındırır; Senden nefret eden ise, seni bu işlere teşvik eder.
* Akıl, ancak Hakk‘a uymakla kamil olur.
* Iyiliklerde, yarışın ve manevi ganimetleri elde etmeye koşun.
* Cömertlik eden yücelir, cimrilik yapan ise alçalır. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Imam Hasan-i Mücteba, barışın simgesidir…
Bir toplum, bir millet veya bir halk kendi ulularına sahip çıkmazsa her gün zalimin zulmü altında onurunun ezikliğini his edecektir. Diğer bir deyimle zalimin zulmüne, kılıcına boyun eğmek zorunda kalacaktır. Alevi deyimiyle, kula kulluk etmektir. 

Imam Hasan, halkın; Emevi Arap hanedanlarına kulluk etmek yerine özgürce, onurluca yașamaları için mücadele etmiștir. 

Imam Hasan’ın, Kufe halkının tutarsız davranışlarına karşın yapmış olduğu çağrı…
“Nübüvvet ile Velilik makamından sonra Imamet makamına geçen benim ki, atam Muhammed Mustafa sizi dinine davet etti ve babam Ali bin Ebu Talip de sizleri, hidayet șaadetine eriştirdi. Bende şimdi sizleri, Onların yoluna davet etmekteyim. Biliniz ki bana uymak, onlara uymaktır ve bana karşı koymak, onlara karşı koymaktır.” 

Tüm gayret ve çabalarına rağmen maalesef Imam Hasan, Kufe halkından gereken bağlılığı görmeyince; Barış, her şeyden hayırlıdır diyerek islamın daha fazla ipranmaması için Şam Valisi Muaviye tarafından, kendisine teklif edilen uzlaşma şartlarını istemiyerek de olsa kabul etmiş ve antlaşmayı imzalamak zorunda bırakılmıştır. 

Oysa Imam Hasan, islam toplumunda ki ayrıșmaları, didișmeleri, kavgaları, ikiliği gidermek ve kanlı çarpıșmaların önüne geçmek için barıșı sağlamak istemiștir. Ne yazık ki, Kufe halkının tutarsızlığından ötürü bașarılı olamamıștır. 

Islam toplumu arasında, barıșın sağlanması ve toplumun huzur içinde yașaması, Hz.Muhammed Mustafa’nın arzusu olmuștur. 

Hz.Muhammed Mustafa, Imam Hasan hakkında; "Bu benim oğlum, seyyiddir. Allah, O’nun vasıtasıyla islam aleminde iki büyük bölüğün arasını uzlaştıracaktır" diye buyurmuştur. Ve Imam Hasan da, sevgili dedesinin bu arzusunu yerine getirmek istemiștir. 

Imam Hasan, tüm olumsuzluklara rağmen istemiyerek de olsa Șam Valisi Muaviye ile; Cenab-ı Hakk’ın kelamına uyulması, halkın Hz.Muhammed Mustafa‘nın ahlak adaletine uygun idare edilmesi, Muhammed Ali taraftarlarına kötülük yapılmaması, kul hakkına itaat edilmesi ve Muaviye’nin kendisinden sonra yerine kimseyi tayın etme yetkisine sahip olmaması gibi önemli bir uzlașmayı yapmıștır. 

Fakat uzlaşma yazılıp taraf ile tanıklarca imzalanmasıyla birlikte yönetim mührünü de Imam Hasan’dan devir aldıktan sonra Muaviye, Imam Hasan ile yaptığı uzlaşma şartlarının hiçbirine bağlı kalmamıs ve verdiği ikrardan dönmüștür. Allah’ın laneti, ikrarından dönenlerin üstüne olsun. 

Imam Hasan, Emevi hanedanlarının yöneticilik anlayıșına șöyle cevap vermiștir.
Halkın iyi yönetilmesi, ancak kirlenmemiș bir aklın adalatiyle mümkündür. Dolayısıyla yöneticilerin görevi, kendi nefsine değil halkın sefa ve huzur içinde yașaması için hizmet etmelidir diye buyurmuștur. 

Imam Hasan’ın manalı sözlerinden, bazıları... 
* Aklın kemali, halkla iyi geçinebilmektir. 
* Cömertlik, istenmeden önce bağışta bulumaktır. 
* Doslukla sana yakın olan senin yakının sayılır, akraban olmasa bile. 
* Dünyayı seven kimsenin kalbinden, ahiret korkusu kaybolur. 
* En düşük insan, nimetlere karşı şükretmeyendir. 
* Kendine karşı nasıl davranılmasını istiyorsan, sende başkalarına karşı öyle davran. 
* Ögüt almanızı önleyen şey, kendinizi büyük görmenizdir. 
* Dünyan için, ebediyyen yaşıyacakmışsın gibi çalış ve ahıretin için yarın ölecekmişsin gibi tedbirli ol.
* Hiç bir topluluk yoktur ki, birbirlerine bir konuyu danışsınlar da, doğruyuyu bulamasınlar!  
* Yakın, soyca uzak olsa bile sevgide yakın olandır. Uzak, soyca yakın olsa bile sevgide uzak olandır! 

Aşk ile, onurluca yaşamanın demine Huu.. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Imamların atası, Șahı Merdan Ali’nin sırrına ermek…
Șahı Merdan Ali sırrına varmak için, önce arının sırrına varmak gerekir. Arının sırrına varmak için, önce emek verip yaptığın balın sırrına varmak gerekir. Çünkü balın sırrı arı da, arının sırrı da balda saklıdır. Eğer yapmış olduğu balı görmeseydik, arının sırrı bizi ilgilendirmezdi. Balı yeyip faydasını görmeseydik, o zaman da arının kıymetini bilemezdik. 

Arının, ilim ve irfanına gelince.
Bal, arının kerametidir yani onun ilmidir. Balı yapmak yani meydana getirmek ise, arının hal ve davranışlarıdır. O zaman arının ilmi, onun hal ve davranışlarında saklıdır. 

Arı örneğinden yola çıkarak Hz.Muhammed Mustafa, Şahı Merdan Ali hakkında; "Şayet ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa, cinler hesap etse, insanlar da katip olsalar, Ali bin Ebu Talib'in faziletlerini-erdemliklerini yani güzel davranışlarını saymakla-yazmakla bitiremezler." 

Ve yine Hz.Muhammed Mustafa, „Ben ilmin şehriyim, Ali şehrin kapısıdır. Ilim dileyen, kapıya gelsin“ demiştir. 

Hz.Muhammed Mustafa’nın bu iki beyanında anlıyoruz ki, Şahı Merdan Ali ilminin sırrı O’nun faziletlerinde, erdemliklerinde yani güzel ahlağında, hal ve davranışlarında saklıdır. Insanın, güzel ahlağa, hal ve davranışlara sahip olması, onun sahip olduğu ilimle alakalıdır. Çünkü hal ve davranışlar, kendiliğinden olgunlaşmaz. Nasıl ki ateş yakmadan çorba pişmiyorsa, ilim ve bilim sahibi olunmadan güzel ahlak ve güzel davranışlara sahip olmak mümkün değildir. 

Eğer Pir Imam Hüseyin’in duruşu olmasaydı, Pir Imam Hüseyin kendisine laik olan değeri göremezdi ve gösterilemezdi. 

Tüm bu düşüncelerde görülen odur ki ahlak, hal ve davranışlar, zatın bilgi derecesini gösteren aynadır. 

Şahı Merdan Ali‘nin güzel ahlak, hal ve davranışlardan bazı örnekler…
* Şahı Merdan Ali ilkel çağda çok evlilik Arap toplumunun önemli geleneklerinden biridir ve Şahı Merdan Ali bu geleneği çiğniyerek tek eşli olarak kalmıştır.
* Şahı Merdan Ali, Hz.Muhammed Mustafa’nın Hakk’a yürümesinden sonra Ebu Bekir, Ömer ile Osman’ın çeşitli entrikalarla, hilelerle halife seçilmelerini iler fakat onlara biat etmez. Sabır içinde beraber yaşadığı topluma Kamil-i Insan konusunda örnek teşkil eder.
* Zamanın ve çağın bilgini olması, akılcı davranışı, yaklaşımı, insan üstü gücü ve cesareti veliliğin kerametleri olarak nitelendirilmiş dolayısıyla O’nun hakkında sayısızca sıfatlar yakıştırılmıştır. 

Şahı Merdan Ali’nin, sıfatları ve manaları…
* Ali; Yüce, ulu, onurlu ve onur bakımında en üstin kimse,
* Keremallah-u Veche; Allah’ın yüzü-tecellisi, ululuk, soyluluk,
* Şahı Evliya; Evliyalar başı, emiri,
* Ebu Hasan; Hasan’ın babası,
* Ebu Turab; Toprağın babası, engin gönüllü,
* Ali’yyel Murteza; Allah’ın rızasınız kazanmış faziletli, erdemli, seçkin kişi,
* Esedullah; Allah’ın aslanı,
* Kur’an-ı Natık; Konuşan Kur’an,
* Haydar; Cesur, yiğit, korkusuz,
* Haydar-ı Kerrar; yürekli, yılgınlık göstermeyen,
* Emir-ül Müminin; Müminlerin emiri, başı,
* Şahı Merdan; Yiğitliğin, mertliğin, bilgeliğin başı,
* Şiri Yezdan; Allah’ın aslanı,
* Şahı Velayet; Veliliğin başı, emiri.
* Bab’ul Ilim; Ilim Kapısı. 

Art niyetli odakların, Şahı Merdan Ali düşüncesini yok etmek için, O’nun düşüncesine sahip çıkan Aleviler hakkında ölüm fetvaları çıkararak; Katledilmiş, katliamdan geçirilmiş, asılmış, kesilmiş ve dar ağaçlarında yargılanmışlardır. 

Yok edilmek istenen Ali düşüncesi; Ilme değer veren, kainattaki milete aynı nazarda bakan, kadını ikinci sınıf insanı görmeyen, kadını insan erkeği insanoğlu gören, eline diline beline, eşine, aşına, işine sahip çıkan, eşitlikci, paylaşımcı, sevgi ve muhabbet ehli olma düşüncesidir. 

Şahı Merdan Ali’nin düşüncesinin başında şüphesiz O’nun Tanrı algısıdır. “Ben görmediğim, bilmediğim Tanrı’ya tapmam” demiştir. Dolayısıyla Şahı Merdan Ali’nin Tanrı anlayışı, Alevilerin Tanrı inancı olmuştur.  

Alevi inancına göre, Şahı Merdan Ali döne döne tekrardan Dünyaya gelir. Pir Imam Hüseyin gibi, çağına damgasını vuran kişilerde zuhur eder. Zuhur eden, Şahı Merdan Ali’nin kendi sıfatı değildir; O’nun düşüncesi, ilmi, güzel ahlağı ve duruşudur. 

Şahı Merdan Ali, Allah’ın zahiride tecelli etmesi; Mükkemel insan,Kamil-i Insan sıfatıdır. Yani kamilliğin, erdemliğin, olgunluğun bütün sıfatlarını kendinde taşıdığı için; Ve Sırr-ı Hakikat kapısına ulaşıp Hakk ile Hakk olduğu için Şahı Merdan Ali, Allah ile beraber olduğu inancı hakimdir.  

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfamız: Seyyid Hakkı SH => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı => Facebook grubumuz: Seyyid Seyfeddin Ocağı - Dergah Aşk ile Canlar...