Vay din tellalcıları vay, siz neymişsiniz ya
Vay din tellalcıları vay, siz neymişsiniz ya
Din telalcıların kitabında, maddiyat önde ve maneviyat ise, arka sıralarda.
Önde maddiyat, arkada maneviyat: Bu tersliğin sebebi nedir?
Kur’an, insanı okumaya, düşünmeye, ilme, irfana ve ahlaka davet eder.
Der ki: “Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku.” Alak Suresi 96, 1. Ayet
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları ısrarla 5 vakit namaz diyorlar,
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları ısrarla Hac diyorlar,
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları Zekat diyorlar,
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları ısrarla Oruç diyorlar,
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları kızları okutmayın diyorlar,
Kur’an-ın birinci Ayeti oku diyor, fakat din telalcıları ısrarla Kur’an-ın Arapça okunmasını dayatıyorlar.
Dolayısıyla Kur’an, insanın hem bireysel hem toplumsal sorumluluğunu hatırlatır. Aklını kullanmasını, adil olmasını, hakkı savunmasını öğütler. Kısacası, çağdaş, ahlaklı, fikri hür, irfan sahibi bir insan modeli çizer. Fakat ne yazık ki, bu ilahi çağrıların yerini "vay nefsim", "aman hocam ne der", "şeyh buyurdu" gibi kuru söylemler almış durumda.
Kur’an “Inmiş dine uyun” derken, din telalcıları ısrarla uydurulmuş bir dine, Arap hanedanlarının geleneğe boğduğu, mezhepçilikle şekillendirdiği, sorgulamadan iman etmeyi esas alan bir sisteme yönlendiriyorlar.
Neden? Çünkü indirilmiş din otoriteyi yıkar, sorgulatır, eşitlik ister ve daha önemlisi akıl ister. Bu da çıkar sahiplerinin, statükonun ve sahte dini otoritelerin işine gelmez. Işte bu yüzden bugün maddiyat önde, maneviyat arkada. Çünkü gerçek maneviyat, gösterişe gelmez. Gerçek maneviyat yoksulun hakkını aramaktır, kadına zulme karşı çıkmaktır, emeğin yanında durmaktır. Fakat bugünkü telkin edilen “maneviyat”, sadece şekil, sadece görüntü, sadece sloganlardan ibarettir.
Siz hangi kitapta okudunuz bu dini? Vay be, yuh be sizlere…
Allah’ın adını dilden düşürmeyip, halkın lokmasına göz dikenler,
Sadaka kutularıyla servet biriktirip, zekatla zengin olanlar,
Bir elinizde tespih, öteki elinizde tapu senetlerini sallayanlar,
Halkın imanıyla oynayıp, kendinize saltanat kuranlar,
Iman denildiğinde, para sayanlar,
Adalet denildiğine, adalete perde çekenler,
Kürsüden ahkam kesip, villada susanlar,
Mazlumun duasını değil, hükümdarın ihalesini tercih edenler,
Yazıktır, günahtır! Manevi değerlerden geriye ne bıraktınız?
Vay be, yuh be! Din deyip de dünyalığı toplayanlara
Vay o din tellallarına ki, hakikati satır aralarına gizleyip menfaati mihrap edinmişler. Siz ne büyüksünüz kendi gözünüzde! Ey dini pazarlık konusu yapanlar! Ne büyükmüşsünüz de kimsenin haberi yokmuş.
Vay din tellalcıları vay, siz neymişsiniz ya
Kutsal olanı pazarlık masasına oturtan, imanla ticaret yapan, kürsüde hakkı konuşur gibi görünüp vicdanlarda karanlık bırakanlar.
Hakk’ı savunduğunu söyleyip haklıyı ezmekten çekinmeyenler.
Sözde Allah adına konuşup, aslında kendi düzenlerini koruyanlar.
Oysa din, bir gösteri değil bir teslimiyettir. Ibadet, göz için değil gönül içindir. Sizse dine perde çekerek manevi değerleri, menfaate kurban ettiniz.
Ey din istismarcıları!
Dillerinizde Ayet, gözlerinizde hırs. Kimi zaman bir cami kürsüsünde, kimi zaman ekran başında, kimi zaman siyasetin gölgesinde ve hep aynı hikaye, kutsalı kendi çıkarınıza perde etmektir. Oysa din, bir mülkiyet değil bir emanettir. Ve o emanetin sahibi halk değil, Hakk’tır.
Vay din tellalcıları vay, siz neymişsiniz ya...
Cübbenizin altında kibir, sözlerinizin ardında hesap.
Bir yanda lüks araçlarla yapılan “tebliğ” seyahatleri, öte yanda faturasını ödeyemeyen yaşlıların duasına muhtaç edilen din.
Bir yanda saray sofralarında edilen hamd, öte yanda çöpten ekmek toplayan çocuklar için sessizlik.
Minberleri kürsüye, vaazları gösteriye çeviren sizler neymişsiniz…
Adaleti değil ayrıcalığı, ahlakı değil algıyı önceleyen dilinizle, dini “dokunulmaz” bir kalkan yaptınız. Her eleştiriyi “iman düşmanlığı” diye yaftalarken, en büyük zararı yine siz verdiniz inanan kalplere.
Kur’an-ı sadece sesle süslediniz. Ne yazık ki mesajını değil, makamını önemsediniz.
Siz vaaz ederken cenneti, yoksulun ekmeği küçüldü, yetimin gözleri karardı. Sizin için din, susturmanın, sindirmenin, itaat ettirmenin adıdır artık.
Ey din tücarları, söyler misiniz!
Hangi peygamber lüks içinde yaşamıştır?
Hangi sahabi, halktan uzak saraylarda hüküm sürmüştür?
Hangi ilahi mesaj, mazlumun değil zalimin yanında durmuştur?
Ey gösterişli sözlerin sahipleri ola din tücarları, halk sizi izliyor. Fakat artık hayranlıkla değil, şaşkınlıkla. Unutmayın ki Allah, her şeyin şahididir.
Din tücarlarının ve uydurulmuş bir dinin zülmüne uğramış ve çocukluğu Camide, Kur’an kursuyla geçen bir gencin itirafı ve feryadı…
„Keşke bana sabahtan akşama kadar benim anlamadığım Arapça şeyler öğretmek yerine Kur’an-ın Türkçe açıklamasını öğretseydiniz.
Ben bütün duaları ezbere biliyorum fakat kendim merak edene kadar bunların ne anlama geldiğini hiç merak etmedim. Çünkü bunun merak edilecek birşey olduğunu kimse söylemedi bana. Ama asıl olay öğüt vermekle alakalı olan birşeyin daha ne demek olduğunu bile anlıyamıyoruz.“
Işte uydurulmuş dinin gölgesinde kaybolan gençlik
Bugünün gençliği, ne yazık ki bilgiye değil slogana, araştırmaya değil tekrara dayalı bir din anlayışının pençesinde kıvranıyor. Tercübesiz, bilgisiz ve sorgulama refleksinden uzak gençlerin, uydurulmuş din telalcılarının etkisi altına girmesi içler acısı bir tablodur.
Bu telalcılar ya da başka bir deyişle taklitçiler, öyle ustaca ve tedbirli hareket ediyorlar ki, hakikatle hurafeyi ayırmak artık sıradan bir çabanın ötesine geçmiş durumda. Çünkü uydurulmuş din ile indirilmiş din arasındaki farkı görmek sağlam bir bilgiye, derin bir araştırmaya ve yaşanmışlıkla yoğrulmuş bir tercübeye ihtiyaç gerektiriyor.
Genç zihinler ise bu yükün altına çoğu zaman hazırlıksız yakalanıyor. Din kisvesi altında sunulan her söylem, sorgusuzca kabulleniliyor. Oysa iman, teslimiyet kadar aklı ve araştırmayı da emreder. Kur’an, sürekli olarak düşünmeyi, akletmeyi ve gerçeği araştırmayı öğütler. Fakat bugün, "düşünme, sadece inan" diyenlerin sesi daha çok çıkıyor.
Bu sessiz tehlike, gelecek nesilleri yalnızca inançtan değil, hakikatten de uzaklaştırma riskini taşıyor. O yüzden her bireyin kendine düşen bir görevi var sormak, araştırmak ve öğrenmek. Zira hakikat, sadece anlatılanlarda değil, aranan yerlerde bulunur.
Kur’an-ın net uyarıları…
* Hiç düşünmez misiniz? Arâf Suresi, 184. Ayet
* Onlar Kur’an-ı hiç düşünmezler mi? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var? Muhammed Suresi, 24. Ayet
* Bilmediğin şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur. Isrâ Suresi, 36. Ayet
Bu bağlamda Hakk ile hakikatın hakkı için okuyan, araştıran ve sorgulayan insanların yüreğine sağlık. Aşk ile…
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=
Seyyid Hakkı, Sosyal medya takip hesaplarımız.
YouTube, Hakk Dergahı TV-Seyyid Hakkı kanalımız: https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62
Facebook, Hakk Dergahı muhabbet grubumuz: https://www.facebook.com/groups/244039227002241
Fcebook, Hakk Dergahı Ilim Irşad sayfamız; https://www.facebook.com/profile.php?id=100057353323519
WEB sayfamız, Alevilikte Inanç-Seyyid Hakkı Azak; https://www.alevilikte-inanc.de/
Facebook, Seyyid Hakkı Azak özel sayfamız; https://www.facebook.com/profile.php?id=61570018628168