Alevi inancı Tartışma konusu değil, saygı konusudur
Alevi inancı Tartışma konusu değil, saygı konusudur
Alevileri tanımlarken öncelikle Alevilerin kendilerini nasıl tanımladıklarına kulak vermek gerekir. Aleviler, indirilmiş İslam'ın ümmeti olduklarını kabul eder; Hz. Muhammed Mustafa'nın emanet bıraktığı Kur'an'a ve Ehl-i Beyt'e bağlılıklarını açıkça ifade ederler. İnançlarını ve ibadetlerini de yüzyıllardır Cem erkânı içerisinde kendilerine özgü yorum ve uygulamalarla yaşatırlar.
Ancak burada asıl mesele, din ile tarih boyunca dinin üzerine eklenmiş kültürel ve siyasal unsurların birbirine karıştırılmasıdır. Özellikle Emevi döneminden itibaren bazı Arap örf ve adetlerinin dinin ayrılmaz bir parçası gibi sunulması, İslam anlayışları arasında farklı yorumların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Alevilerin itiraz ettiği noktalardan biri de budur.
Bu nedenle şu sorular üzerinde düşünmek gerekir: Kimin İslam ümmetinden olup olmadığına kim karar verebilir? Bunun ölçüsü nedir? İnsanların inancını, ibadetini ve Allah ile arasındaki bağı sorgulama yetkisi kime verilmiştir?
Kanaatimizce insanların inancını, ibadetini ve Allah ile arasındaki bağı sorgulamak, insanın üstlenebileceği bir görev değildir. Kimin iyi, kimin kötü; kimin inançlı, kimin inançsız olduğunu en doğru şekilde ancak Allah bilir. İnsan ise sınırlı bilgiye sahip olduğu için yanılabilir.
Alevilik, İslam'ı yalnızca şekilsel uygulamalar üzerinden değil; akıl, vicdan, ahlak ve insan-ı kâmil anlayışı üzerinden okumaya çalışır. Bu nedenle Alevi öğretisinde insanın iç dünyasının olgunlaşması, nefsini terbiye etmesi ve topluma faydalı bir birey hâline gelmesi büyük önem taşır.
Bu anlayışın özeti yüzyıllardır aynı sözle ifade edilmektedir:"Eline, diline ve beline sahip ol."
İslam'ı bir bütün olarak değerlendirip akıl ve vicdan süzgecinden geçirdiğimizde, birçok tartışmanın aslında anlamını yitirdiği görülür. Çünkü İslam'ın özü; adalet, merhamet, dürüstlük, kul hakkına riayet ve güzel ahlaktır. Alevilik de bu değerleri merkeze alan bir inanç ve yaşam yoludur.
Bu nedenle hiç kimse kendisini başkalarının inancını sorgulama makamında görmemelidir. Asıl üzerinde durulması gereken konu; din adına yapılan haksızlıklar, ayrımcılıklar, ötekileştirmeler ve zulümlerdir. Eğer Alevilik hakkında bir eleştiri veya iddia ortaya konulacaksa, bunun önyargılarla değil; ilmî bilgi, tarihsel gerçekler ve sağlıklı bir diyalog zeminiyle yapılması gerekir.
Ne yazık ki Aleviler, yüzyıllar boyunca çeşitli karalama, suçlama ve ötekileştirme söylemlerine maruz kalmışlardır. Buna rağmen Alevi öğretisi, başkalarının inancı, ibadeti, orucu veya yaşam tarzı üzerinde hüküm vermeyi doğru bulmamıştır. Çünkü bilir ki nihai hüküm sahibi insan değil, yalnızca Allah'tır.
Farklı düşünebilir, farklı yorumlayabiliriz. Ancak birbirimizi anlamaya çalışmadan, peşin hükümlerle konuşursak hakikate değil, yalnızca kendi önyargılarımıza hizmet etmiş oluruz.
İnançlara saygı göstermek, farklılıkları anlamaya çalışmak ve insanları kimlikleri üzerinden yargılamamak; hem insanlığın hem de dinin ortak gereğidir. Toplumsal barışın yolu da ötekileştirmekten değil, anlamaktan ve saygı duymaktan geçmektedir.
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=
Seyyid Hakkı, Sosyal medya takip hesaplarımız
YouTube, Muhabbet Dergâhı TV-Seyyid Hakkı kanalımız: https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62
Facebook, Muhabbet Dergâhı grubumuz: https://www.facebook.com/groups/244039227002241
Fcebook, Muhabbet Dergâhı İlimle İrşad sayfamız; https://www.facebook.com/profile.php?id=100057353323519
WEB sayfamız, Alevilikte Inanç-Seyyid Hakkı Azak; https://www.alevilikte-inanc.de/
Facebook, Seyyid Hakkı Azak özel sayfamız; https://www.facebook.com/profile.php?id=61570018628168